Fakat sen hayrete düştün; onlar ise eğleniyorlar. (Saffat / 12)
İster mermi olsun, ister oy pusulası insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.
~Malcolm X.
Düşünün ki tüm halkın kontrolü sizin elinizde olacak, onları
istediğiniz şekilde yönlendirebileceksiniz. Öyle ki sistematik olarak
akıl kontrolüne tabi tutulanlar ise tamamen elinizde bir kukla olacak.
Ahlaki ve insani hiçbir değer taşımaksızın istediğinizi sorgulamadan
yapacak. İşte tüm bunlar akıl kontrolü ile mümkündür.
Akıl
kontrolünü uygulamak için geliştirilen programlar vardır. Nerede ve
nasıl'a birazdan geleceğiz ama öncelikle temel bir açıklama yapmak
istiyorum.
Programların genel ismine Monarşi ya da Mk
Programı denebilir. Mk'nın açılımı Mind Kontrolle'dir, Türkçesi "akıl
kontrolü"dür. Mk'ya etimolojik olarak bakmak bile kökenin Almanya
olduğunu anlamaya yeterlidir.
Nerede? Ne Zaman?
İkinci
Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi Almanya'sında herkesin bildiği deyimle
Yahudi Soykırımı oldu. Aslında bu halka ya da dünyaya gösterilen
kısımdı. Almanya'da bu dönemde yani 1945 ve sonrasında akıl kontrolünde
büyük bir ilerleme kaydedildi. Toplama kamplarına toplanılan insanlar
aslında öldürülmek için toplanılan Yahudiler değil, akıl kontrolünde
ilerlemek için kullanılan deneklerdi. Peki neden bunlar Yahudiler
üzerinde denendi?
Öncelikle Hitler'in Alman ırkçısı olduğu ve
Yahudilerden nefret ettiği yalanlarını unutun. Adolf Hitler, bir
yahudidir zaten. Annesi Selanik göçmeni'dir, Selanik de tabiri caizse
Yahudi yuvasıdır. Ayrıca Almanya'da büyük bir Yahudi nüfusu vardır ve o
Yahudilere Aşkenaz Yahudisi denir. Aşkenazi ve Nazi terimlerinin
birbirine bu denli benzemesi de gariptir doğrusu. Hem Yahudi olmayan
birini bir ülkenin başına lider yapmazlar. Tabii haberi olmayan halk
bunu nereden bilecek? Ama bilmek zorundayız, bakın bilmemek bize nelere
patlıyor.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da yapılan
Yahudi Soykırımı denilen şey aslında bir akıl kontrolü çalışmasıdır.
Nazi Almanya'sı parapsikoloji, nöropsikoloji ve kuşaktan kuşağa Satanizm
ile davranış bilimleri araştırması yaptılar.
Bu
insanlar akıl kontrolünde yani davranış bilimlerinde ilerlemek
istediler. Bu nedenle kullanacakları insan denekler lazımdı, Yahudiler
ise biçilmiş kaftan. Neredeyse hepsi öldü ve krematoryumlarda cesetleri
yakıldı.
Bundan da öte, asıl neden olarak Yahudilere bir koz
verilmeliydi. Hitler bir Yahudiydi ve bu role layık yetişmişti.
Siyonistler bu konuma gelmesi gerektiğine karar verdiler. Hitler,
Siyonizm'in desteğiyle Almanya'da bir imparatorluk kurdu ve devrim
yaptı. Bu devrimin muhteviyatı dışarıdan Yahudi öldürmek olarak
görünecekti. Ancak içeride Yahudilere verilen kozun teminatı ve akıl
kontrolüne denek sağlamak olacaktı. Öyle de oldu.
Birincisi
ile şimdiki Yahudiler siz bizi öldürdünüz diye Vaadedilmiş Topraklar
üzerinde hak talebinde bulunabilecekler. İkincisiyle de Yahudilerin bu
isteğine karşı çıkmayacak bir köle ve koyun sürüsü oluşturulacaktı.
İkisi de gerçekleşti.
Görüyorsunuz ki bu insanlar kendi
üstün gördükleri milletlerinin mensuplarını bile göz kırpmadan kurban
verebiliyorlar amaçları uğruna. Yahudi Soykırımı yani Holokost
kelimesinin kökeniyle ilgili bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Holokost sözcüğü, aslen Yahudi dini törenlerinde altarda yakılarak tanrıya sunulan bir sununun adıdır. Yani
bu insanları gerçekten de amaçları uğruna kurban ettiklerini katliamın
ismine kendi tanrılarına verdikleri kurbanın adını koyuyorlar.
Bu Bölümde Ne Anladık?
-Akıl kontrolü sistematik olarak Nazi Almanyası'nda geliştirilmiştir.
-Siyonistler, Nazi'nin başına Adolf Hitler'i bilinçli olarak getirmişlerdir.
-Holokost yani Yahudi katliamında öldürülen kişiler aslında akıl kontrolü denekleriydi.
-Holokosta kendi ırkdaşlarını kurban etmeleri ise sonradan alacakları menfaat için bir piyondu.
-Sağlanacak menfaat ise Vaadedilmiş Topraklardı, her zaman olduğu gibi.
Yazdığım konuları ayrı başlıklarda ve bunları da kendi içinde bölüm bölüm almayı uygun gördüm.
Bu başlıkta akıl kontrolünü açıklayan bütün yazıları bulabileceksin. Yazdıkça buraya linkini ekleyeceğim.
Merhabalar. Bir önceki sıkıcı yazımdan sonra sizlere çok önemli bulduğum bir konudan bahsedip farklı bahisler açmak istiyorum.
Biliyorsunuz ki sağ tarafta tavsiye ettiğim bir blog var. Blogun sahibi yeni bir video yayınladı ve videonun içeriği son zamanlarda benim ilgilendiğim bir konu. Patriot füzelerinin Türkiye'ye getirilmesiyle ilgili. Bu konudan medyada hiç bahsedilmiyor ve medya sadece bizi bir şeylerle meşgul edip gerçekleri gizlemesiyle ünlü. Rihanna'nın Elmasları yazımda da planlanan bir şey olduğundan bahsetmiştim. Türkiye'nin yakın geleceği neyi gösteriyor?
Şimdi, ben kalkıp da savaş çıktı deyip halkı galeyana getirmek istemem tabii ki. Ama planlanan bir şey var bunu da bilmiş olun. Videoyu buradan paylaşıyorum. Çünkü daha fazla alana yayabilmek istiyorum, bu konuda daha bilinçli bir halk istiyorum. Hep beraber işin özüne varmalıyız.
Ha, bir de siyasi olarak olaya bakmayın lüften. A partisi, B partisi fark etmez. Önemli olan Türkiye'nin istikbalidir. Bunu nasıl elde edebiliriz, ne yapabiliriz diye düşünmeliyiz. Ve önce kendimizden başlamalıyız.
Hiçbir yazımda Atatürk'ten bahsetmedim. Sadece Beyonce ile ilgili bir yazımda "Atatürk mason mu?" diye soru geldi. Cevapsız bırakmaktan hoşlanmıyorum. İsteseydim görmezden gelirdim ama gelmedim. Herhalde siz bana destanlar yazın diye. Atatürk hakkında hiçbir yazım olmayacak. Atatürk iyi ya da kötü ne yaptıysa yaptı, ve vefat etti. Yani yıllar önce geçmişte kaldı. Bu sebeple ben şunu düşünüyorum. Bir insan daima ileriye dönük bakmalı. Madem Atatürk ileri görüşlüydü diyorsunuz işte size fırsat. Önünüze bakın ve ideallerinizi gerçekleştirin.
Benim soruya "Evet." diye verdiğim tek kelimelik cevap neden sizi bu kadar rahatsız etti anlamış değilim. Mason olmak şerefsiz olmak demek midir? O zaman zorla mason olanlar da şerefsiz mi olacak? Ben Atatürk'e hakaret etmedim zaten bir oyun ve baskı ortamı olarak hakaret etmek de yasak kanunen. Dediğim gibi geçmişte kalmış bir kişi, sadece mason olduğu için mason dedim bu kadar. Mason olsaydınız ya da masonlukla ilgili geniş, kapsamlı bilgi sahibi olsaydınız Atatürk'ün mason olduğunu anlardınız. Onun dışında sadece boş konuşmuş olursunuz vatan toprakları giderken.
Gençliğe hitabede Atatürk diyor ki vatanına sahip çık, müdafaa et. Bunu mu yapmış oluyorsunuz? Sadece Atatürk iyidir, yücedir, kutsaldır. Onun hakkında yorum yapan aşağılıktır, kafaları karıştırır, akıl kontrolcüsüdür diyorsunuz. Sadece gülünç duruma düşüyorsunuz farkında değilsiniz.
Atatürk'e bir kinim yok, kalpleri ancak Allah bilir. Eğer son nefesini Müslüman olarak verdiyse Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Ama değilse de bu onun seçimi deyip saygı duyacağım. Sizin anlamadığınız ise Atatürk'ün üzerinden oynanılan oyunlar. Nasıl Hasan Mezarcı, Atatürk'ü oyunlarınıza alet etmeyin dedikten sonra tutuklandı ve akıl kontrolüne maruz kaldı, çıkınca da aklı yıkandığı için ben mesihim dedi. İşte bu Atatürk'ün üzerinden rant sağlamaya çalışanlara dur diyen bir adama yapılandır. Bunları öncelikle anlayın.
Sonra da ben çok dindar oluyorum. Bunu diyene şöyle söylerim, niye sen dinsiz misin? Ben Müslümanım ve Müslümanca konuşuyorum. Neden rahatsız oluyorsunuz? Lady Gaga, Katoliğim deyince "ayyy çok tatlı anam benim, ne yüce, kutsal ve ulu bilgileri vardır şimdi!!!!" dersiniz. Ama Lena Allah'a ilerlemek isteyince "vay dinci" mi oluyor? Çabalayan insana laf eden işsizdir. Böyle düşünün bence.
Bu sadece Atatürk meselesi değil. Toplum sağcı-solcu diye bölündü. Şimdi de dinci-Kemalist diye bölünüyor. Ben taraf değilim. Dinci ya da Kemalist değilim. Ben insanım. Beni Yaratan bana böyle yaşamamın fıtratıma uygun olduğunu söyledi. Ben de yaşıyorum. Taraf tutmuyorum, taraf olana da diyecek tek sözüm öyle ya da böyle kullanıldığıdır. Yeterince bu saçmalıkla uğraştım. Başlığı da kilitleyeceğim, daha fazla görüşlerime yorum yapılmasını istemiyorum. Yapıcı eleştiri başımın tacıdır. Boş laf da boş kafanın ürünüdür. Herkese iyi günler.
Daha önce astral seyahat ile cinlerle iletişim kurduklarına dair bir yazı yazmıştım. Aynı konuyu bu klipte de görüyoruz. Konunun anlaşılır olması bakımından bu linkten önceki yazıyı okumanı öneririm. Zaten bütün konuların birbiriyle bağlantısı var ve hiçbir şey boş değil.
Beyonce'nin Sweet Dreams yani Tatlı Rüyalar isimli klibinde okültizm, akıl kontrolü ve cinlerin bağlantısı işlenmiş. Beyonce bu klibi çekerek kendi durumunu anlatmış. Bu şarkının ünlü olup da bizlere klibinin izletilmesi ise aynı durumu bizde de aksettirmek için yapılan bir hamledir.
Beyonce uyurken bir şeyden rahatsız oluyor. Cin onu rahatsız ediyor. Bu sadece cinin gelip bir insanı dürtüklemesi ya da ona vurması gibi bir şey değildir. Cinler cinsel bağlamda da rahatsızlık verirler. Bu sahne klibin ilk sahnesi, cinsel istismarı belli edecek şekilde yapmışlar.
Astral seyahata giriş buradan başlıyor. Görüntüyü bir ileriye bir geriye sarıyorlar. Geriye sarmak da masonik felsefede var olan şeylerdendir. Mesela tersten konuşabilmek gibi, şarkıların tersinde de mantıklı cümlelerin çıkması da yine bu öğretinin sonucudur. Geriye sarmaya başka bir örnek olarak bazı ayinlerin tersten yapılması verilebilir. Şeytan, Allah'a karşı geldiği için yapılması gerekeni değil tersini yapmış oldu. Bu yüzden öğretisine bunu da yerleştirdi. Zaten Satanizm'de de yasaklanmış ne varsa yapılması tek kuraldır. Böylece her şeyi tersten yapmış oluyorsun. Yani bir Satanist, bir Müslümanın tam zıttı işler yapar teknik olarak.
Beyonce'nin elbisesi siyah-beyaz parçalı. Yani ayrışım gerçekleşecek. Burada bir noktadan bahsetmek istiyorum, siyah-beyaz ayrımının akıl kontrolünde Alfa Programı seviyesine denk geldiğini daha önce de söylemiştim. Alfa'nın renkleri siyah-beyaz'dır. Genel kişilik ayrışımının seviyesidir. Tabi bu isimler rastgele seçilmemiş. İnsan vücudunda yayılan bazı dalgalar var. Kısaca değinip geçeceğim. Alfa dalgası da bunlardan biri. Yukarıda verdiğim dalgalar ortalama bir insanın Alfa dalgaları. Bunu ölçmek için elektroensefalogram yani kısaca EEG denilen bir cihaz var. Yani anlattığım tüm bu şeyler gerçek ve tıbba dayalı. Bir kısmı ise gizli, ancak gizli olması var olmadığı anlamına gelmiyor.
Aynı zamanda siyah-beyaz masonik öğretide iyi ve kötüyü simgeler. Bu sahnede bir ninni çalıyor. Bu ninni, hipnoza girmeden önce ritmik olarak köleyi etkilemek için yapılan bir ninni. Bazı korku filmlerinde de ninni kullanılır bolca. Mesela ben bir örnek vereyim, Insidious diye bir film var. Orada da akıl kontrolünün dibine vurdukları bir odaya girdiklerinde ninni çalıyor. Uzakdoğunun korku filmlerinde de hep ninni çalar. Bu akıl kontrolünün bir tetiğidir. O ninninin çalması korku dolu bir ortamda sanki hiçbir şey yokmuş gibi bir hava oluşturur. Ama aslında bu durumun daha da korkutucu bir hal almasını sağlar.
İşte Insidious filminde bahsettiğim o sahne. Ninninin çalmasıyla durum daha da garip bir hal alıyor. Oradaki adam da astral seyahat yoluyla o cinle bağlantı kurmaya çalışıyor. Bu sembolizmin aynı durumda her yerde kullanılması tabii ki tesadüf değil. Hem sonda gösterdiği kişinin gözbebekleri dik. Yani cin olduğunu göstermişler.
Beyonce'nin üzerinden uçan güvercin, onun ruhunu sembolize ediyor. Yani ruhu bedeninden çıkıyor. Solda vermiş olduğum resim Eski Mısır'a ait. Ba'nın yani ruhun vücuttan çıkışını temsil ediyor. Ba, bir kuş olarak tasvir edilirdi. Klipte de aynısı söz konusu. Ba, bir güvercin olarak gösterilmiş. Tıpkı resimdeki mumya gibi Beyonce yatıyor ve ba'sı bir güvercin gibi uçuyor.
Buradaki ruh, can değildir. Ruh ne kadar çıksa da ölüm gerçekleşmez. Yani yarı-ölüm kavramı vardır. İşte bu astral seyahattir. Ancak astral seyahat sanıldığı gibi ruhun bedenden çıkıp da istediği gibi dolanması değildir. Cinin hakimiyetine verilen ruh söz konusudur.
Yani uzun lafın kısası, cinin hakimiyetine girmek için yapılan bir takım şeylerdir bunlar. İnsanın vücudundaki bilinç durumu ortadan kaldırılır. Yarı uyku-yarı uyanıklık haline geçilir. İşte cinin hakimiyeti de bu noktadan sonra başlar. Ba'nın vücuttan soyutlanmasıyla astral seyahat dedikleri olay vuku bulur.
Beyonce'nin geldiği bu mekan ise rüyası. Beyonce çektiği acıdan dolayı bağırıyor ancak sesi gerçek hayatta duyulmuyor. Sadece bu mekanda, yani rüyada bağırabiliyor. Birçok kişi karabasan benzeri bir durumda çığlık attığını ancak sesinin duyulmadığını söyler. İşte bu durum tam da bu olayı anlatıyor aslında.
Ve farkettiysen, Beyonce artık beyaz değil siyah giyiniyor. Çünkü artık masum değil.
Görüntü yine tersten. Yani Beyonce şu anda tamamiyle rüyada. Arkaplanda da görüldüğü üzere bir gökkuşağı var. Yani gökkuşağının sonunda. Bilmeyenler için söyleyeyim, Monarşi akıl kontrolünde, kölelere hep gökkuşağının sonuna gitmesi öğütlenir. Çünkü çektikleri acılardan kurtulabilecekleri tek dertsiz yer orasıdır. Bu rüyada da bir nevi bu gerçekleşiyor. Beyonce, gökkuşağının sonuna doğru yol alıyor.
"Gökkuşağının sonuna gitmek" köleye, programcısı tarafından verilen bir komuttur. Bu komut Oz Büyücüsü Programında da yer almaktadır. Hatta Oz Büyücüsü filminde Dorothy'yi oynayan Judy Garland da "gökkuşağının sonunda bir yerlerde" isimli bir şarkıyı yine aynı filmde seslendirmiştir.
Bu sahnede Beyonce sırasıyla "turn the lights on!" yani "ışıkları açın!" diye bağırıyor. Ardından arkadaki iki dansçı görünüyor. Bu iki dansçı Beyonce'nin diğer alterlerini/karakterlerini temsil ediyor. Kölelerin birçok karakteri vardır ancak "ana 3 karakter"leri vardır ki bunların kişilikleri derinlemesinedir. Yani ana 3 karakterini göstermiş oluyor. O karakterlerin ise bekçisi olan cinler vardır. Cin beyne hükmedebilir ancak belli koşullar mevcutsa. Akıl kontrolü kölesiysen mesela. O karakterleri yöneten de cin olur artık.
Güneş Sembolizmi var. Güneş, tanrıyı simgeler. Ancak okültik öğretiye göre tanrı Allah değil, Baphomet'tir. Baphomet de Şeytan'dır. Yani tanrı olarak kabul ettikleri kişi Şeytan.
Ayrıca cin kelimesi ingilizcede demon'dır. Yunanca'dan gelmektedir ve aslı daimon'dır. Daimon aynı zamanda tanrı demektir. Buradan da cinleri ve şeytanı tanrı olarak gördüklerini anlamak mümkün.
Sonrasında ise (üstteki gife bakarsan bir daha görürsün) arkada güneşin olduğu yerden sağdan sola doğru beyaz bir at koşmaya başlıyor. Bu küçük ayrıntı sözlerle alakası olmayan yerde, hem de belli bile olmayacak bir şekilde neden oraya konulsun ki?
Beyaz at, Pegasus'tur. Pegasus, ruhun astral seyahatinde taşıyıcısı ve koruyucusudur. Yukarıdaki resimde de Pegasus var, ve gövdesinin altında bir gökkuşağı. Beyonce'nin klibindeki gibi bir gökkuşağıyla tasvir edilmiş olması da yine bir delildir sanıyorum. Ayrıca Jessie J analizinde de Jessie programa başladığında beyaz bir at gösteriliyordu.
Buradan sonra biraz da şarkı sözlerine bakalım.
Every night I rush to my bed
With hopes that maybe I'll get a chance to see you when I close my eyes
I'm going outta my head
Lost in a fairytale
Her gece aceleyle yatağıma giderim
Belki seni görürüm umuduyla gözlerimi kapadığımda
Kafamdan çıkıyorum
Bir peri masalında kayboldum
Beyonce'nin burada bahsettiği kafadan çıkma mevzusu şöyle açıklanıyor. Astral seyahatte vücudundan ayrılışın asıl merkezinin baş olduğu söylenir. Yani Beyonce'nin burada kafasından çıktığını söylemesi gayet yerinde bir tabir.
Bu bölgeye glabella adı verilir. Başın üst kısmında iki gözün ortasında burnun bittiği yerde bulunur glabella.
Ve yine ne tesadüftür ki üçüncü gözün açıldığı yer de tam burasıdır.
Üçüncü gözden biraz bahsetmek istiyorum. Yapılan meditasyon, yoga ve benzeri şeyler aslında astral seyahati sağlamak için yapılır. Ancak bunu evde öyle oturup lambaları kapatıp mumları yakarak yapamazsınız. Okültik öğretiyle üçüncü gözün açılması sağlanır. Bu da astral seyahat ile mümkündür. Astral seyahat için de bir cinle iletişim gerekir, sağlam iletişim için zaten masonlar kara büyü ritüelleri yapmaktadır.
Üçüncü gözün açılması aslında cinin görüşüne ortak olmak manasına gelir. Musallat olan cin, astral seyahat yapan insana kendisini bir tanrı olarak gösterir. Sonra bu insana yaşadıklarını gösterir. Hani hep denir ya "senin gözlerinden hayatı gördüm". Bu sözler Rihanna'nın Diamonds şarkısında da geçiyor. Cin kendi yaşadıklarını gösterir, insan da onu kendi hatıraları zanneder. Bu yüzden birçok kişi reenkarnasyona inanmaktadır. Bu çok önemli bir konu.
Cinlerin ömürleri bizimkinden uzun olduğu için çok eski zamanlardan anıları gösterebilir. Bu yüzden bu insanlar reenkarnasyonun gerçekliğine inanıyorlar. Aslında o kişinin bir cin olduğunu bilmiyorlar. Belki de cin ne demek onu bile bilmiyorlar. Kendi öz benlikleri zannediyorlar. Halbuki her şey büyük bir aldatmacanın sonucu.
Sözlere devam edelim.
Can you hold my hands and be my guide?
Clouds filled with stars cover your skies
And I hope it rains
You're the perfect lullaby
What kind of dream is this?
Ellerimi tutup rehberim olur musun?
Yıldızlarla dolu bulutlar senin göklerini kaplıyor
Ve umarım yağmur yağar
Sen kusursuz ninnisin
Ne tür bir rüya bu?
Rehberim olur musun dediği de, pegasus ile sembolize edildiğini anlattığım cin. Burada doğasal varlıkların da bir anlatımı var. Yine okültik bir inanış olan Güneş Mitolojisi var. Güneş mitolojisinde güneş, ay ve yıldızlar mühimdir. Zaten güneşe tapıyorlar ki güneş Şeytan'ı simgeliyor. Şarkıda "yıldızlarla dolu bulutlar"dan bahsetmiş. Yıldızlar, cinlere bir atıftır.
Şimdi burada sorulabilir ki "bu ne hep cin cin, o cini sembolize eder bu cini sembolize eder". Ama zaten olay cinlerle alakalı. Şeytan bir cindi ve kendi ırkını üstünü gördü. Bu nedenle Hz Adem'e secde etmedi ve şimdi Ademoğlunu cehenneme sürüklemeye çalışıyor.
Dönelim konumuza... Alfa Seviyesindeki ninnilerden birisi de yukarıda videosunu verdiğim Twinkle Twinkle Little Star'dır. Orada da yıldızla tanışan bir baykuş var. O yıldız, cini temsil ediyor. İlk başta ona yaklaştığında biri ters biri düz duruyor. İkisi farklı dünyalardan çünkü. Ters olma durumundan yukarıda görüntüyü ters sardıklarında bahsetmiştim.
Umarım yağmur yağar demesi de yine masonluktaki bir simgesel sözdür. Yani umarım beni hakimiyetine alırsın demek gibi bir şey oluyor.
Buradaki duruşu Leonardo da Vinci'nin meşhur çizimlerinden Vitruvius Adamı.
Resimde iç içe geçmiş bir daire ve bir karenin içinde duran bir adam vardır. Uzuvları ise bir açık, bir kapalıdır. Masonik öğretiyle yakından alakası olan bir resim bu. Masonluğun bir kere ana simgesi olan gönye ve pergel birer geometrik alettir. Yani anlaşılacağı üzere geometri masonlukta önemli. Aydınlanmanın bilim ve sanatlarda olduğu söylenir masonlukta. Bunun için inisiye olan masona bu öğreti verilir.
Bu resim de o öğretilerden birisi. Bu resmin yanındaki notlarda sıkça oranların kanunu ifadesine yer veriliyormuş. Oranların kanunu denilen şey, altın orandır. Altın oranın ne olduğunu açıklamayacağım, vikipedide bile var. Ancak kısaca şöyle söyleyeyim, Allah evreni bir düzene göre yarattı. Bütün ilimler ona ait, buna geometri de dahil. Onun ilminin üzerinden rant sağlanılmaya çalışılıyor. Bilindiği üzere şeytan denen kişi bir alimdi, bu ilimleri o zaman öğrenmişti. Sonrasında isyan edip kötü yolu tercih edince bu bilgileri kendi ilahlık ilanında sahte kanıt olarak öne sürdü.
Zaten masonlukta evreni yaratan ve düzenleyen farklı kişilerdir. Demiurgos evreni yarattı ancak Kainatın Ulu Mimarı onu düzene soktu denilmektedir. Hemen mealini vereyim, burada Demiurgos - Allah, mimar da şeytan oluyor. Aslında görmesini bilene şeytan bile ipucu veriyor, çünkü onun hilesi zayıftır.
altın oran
Beyonce de bu masonluk öğretisine tabi olduğu için o da bunları öğrenmiş. Altın oranda, insan vücudu ve evren arasındaki benzerlik vardır. "Britannica Ansiklopedisi'ne göre Leonardo "insan vücudunun evrenin işleyişinin bir analojisi olduğunu"
düşünüyordu. Bununla birlikte Leonardo'nun maddesel varlığı kare,
ruhsal varlığı ise daire ile sembolize ettiği ve insanoğlunun iki yönünü
çizimde bu şekilde ifade ettiği sanılmaktadır."
Kalın yazılmış kısmı ben yazmadım ama yazacak olsam aynısını yazardım çünkü masonik öğreti aynen bu yönde. Mesela maddesel varlık karedir, hatta platonik cisimlerden küp de dünyayı simgeler. Küp de aslen karelerden oluşur. Bu son bilgi Platon(Eflatun)'un Timaeus adlı eserinde geçiyor. Çünkü herkesçe tanınmış bu "aydın kişiler", felsefeciler, bilim adamları, sanatçılar vs. hepsi Illuminati'dendir.
sion tarikatının simgesi
Neden bunları alelade kişiler keşfedemiyor? Ben niye oturduğum yerden altın oranı keşfedemiyorum? Çünkü onlar da kendileri keşfetmemiş, masonlukta ilerledikçe öğrenmişler.
Örnek olsun diye Leonardo da Vinci'yi söyleyeceğim. Leonardo Da Vinci'nin; Fransa'nın, kuruluşu çok eskilere dayanan (1099 MS) Sion Tarikatı'na 1510-1519 yılları arasında üstatlık (Başkanlık) yaptığı bilinmektedir.
Zaten Sion Tarikatı da bir mason locasıdır, isim değişiklikleri fark yapmıyor. Adından amacı anlaşılıyor, Sion, bir dağdır. Bu dağın eteklerinde ise Vaadedilmiş Topraklar bulunur. Yani Yahudilerin Büyük İsrail'i kurmak istedikleri yer.
Hatta Leonardo'nun "Majiye Tapınma" diye bir tablosu var. Maji büyü demek. Sıradan bir insan maji nedir, nasıl tapılır ne bilsin?
Bu sahnede siyah ve beyaz ayrımının ayrı ayrı olarak başladığı görüyoruz. İlk olarak beyaz yani iyi Beyonce geliyor. Elinde tuttuğu da siyah-beyaz zebra deseni benzeri parçalı bir tül. Yanındaki iki siyah tül de yine kötü tarafı simgeliyor. Zaten klibin sahne arkası videosu var. Orada Beyonce, ruh benzeri bir görünüm yapmaya çalıştıklarını söylüyor.
Bu sahnede "turn the lights on" diyor, yani "ışıkları açın". Sonra görüntü geri sarılıyor. Yani ışıkların açılması gerçek hayata dönüş ve şu anda olduğu mekan gerçek hayatın tam tersi. O yüzden görüntü burada terse sarılıyor.
Yanındaki iki kişi Beyonce'nin diğer iki karakteri demiştim. Beyonce ellerini kaldırdığında yanındakiler de kaldırıyor.
Ayrıca bu görüntüyü yavaşça aldım ki siyah tüldeki gökkuşağı renklerini görün diye. Burası gökkuşağının sonu olduğu için burada bu renkler kullanılıyor. Anlaşılsın diye. Sonraki sahnelerde de aynı renkler kullanılmış ama onları da koymayayım, bu gifle yetinin.
Şimdi ise Beyonce siyah giyinmiş. Bu da kötü yanı. Yani ayrışım tamamen gerçekleşti. Yukarıya doğru bakıyor ve yüzüne ışık vuruyor. Çünkü masonlukta aydınlanıyor.
Sembolik 3 ana karakter gösteriliyor yine, 3 bölünmüş Beyonce alteri.
Yine 3 tane Beyonce gösteriyor, sonra yanındakiler değişiyor sonra yine Beyonce oluyor hepsi.
Yani hepsi aynı kişi. Sürekli bu ayrışım teması kullanılmış.
Arkada hipnoz döngüsü var. Bir akıl kontrolü ögesi daha. Adı üstünde hipnoz etmek için bir döngü ve bu döngü kölelere sonsuz gelir. Sanki içinde kayboluyormuş ve boğuluyormuş gibi.
Monarşi Akıl Kontrolünde en önemli tetiklerden birisi de aynalardır. Döngüdeyken Beyonce bir anda bir sürü aynanın arasına düşüyor.
Ve sonra her ayna sahnesinde olduğu gibi aynayı kırıyor. Çünkü karakterin meydana çıkması demektir aynanın kırılması.
Ayna kırılınca bu karakter meydana çıkıyor. Beyonce'nin her komuta itaat eden robot yönünü gösteriyor. Ayrıca robot gibi hareket ediyor.
Klibin son sahnesinde ise son kez "turn the lights out" yani "ışıkları kapatın" diye bağırıyor. Ve bunu derken de topuklarını birbirine doğru vurur gibi yaklaştırıyor. Program sona eriyor.
Aynısı Oz Büyücüsü filminde de vardır. Oz Büyücüsü, akıl kontrolünün köklü programlamalarından biridir. Öylesine basitçe çekilmiş film değil yani. Dorothy bu sahnede eve dönmek istiyordu. İyi cadı da ona topuklarını birbirine vurmasını ve bir cümleyi tekrar etmesini söylüyordu. Sonra Dorothy gerçekten de evine dönüyordu.
Bunlar köle için birer tetiktir. Dorothy'nin tekrarladığı cümle "ev gibisi yoktur"du. Beyonce'nin tekrarladığı cümle ise "ışıkları açın/kapatın" oluyordu. Topukları birbirine vurması da Beyonce'nin, Oz Büyücüsü Programlamasında olduğunu gösterir.
Sözlere son kez bakalım.
You can be a sweet dream or a beautiful nightmare
Either way I, don't wanna wake up from you Tatlı bir rüya ya da güzel bir kabus olabilirsin
İki türlü de senden uyanmak istemiyorum
Burada Beyonce cinden bahsediyor. Kötü de olsa iyi de olsa ona "tatlı" veya "güzel" diyecek. Çünkü onu bir kere efendisi olarak belirlemiş. Ondan uyanmak istemiyor.
My guilty pleasure I ain't goin nowhere
Baby, long as you're here
I'll be floating on air cause you're my, you're my...
Benim suçluluk hissettiren zevkim, hiçbir yere gitmiyorum
Bebeğim sen burada olduğun sürece
Havada süzülüyor olacağım çünkü sen benim...
"Suçluluk hissettiren zevk" demiş çünkü cinin onu istismar etmesi ona bu iki duyguyu da tattırıyor. İçten içe bunun kötü bir şey olduğunu bilse de karşı çıkamıyor çünkü aklı kontrol edilen bir köle. Cin, ona efendi olarak lanse ediliyor. O da ona bir bağ hissediyor.
Havada süzüldüğünü söylemesi bana ilk başta yataktaki havalanmasını hatırlattı. Çünkü bu cinin hakimiyetini simgeliyor. Yani burada olduğu sürece Beyonce onun kölesi.
---
Bu klipte ALFA ve TETA seviyeleri kullanılmış. ALFA kişilik bölünmesi, TETA da psişik programlamadır. Yani TETA ile astral seyahat ve cinlerle iletişim sağlanır. Tüm bu telepati, durugörü vs. mevzuları TETA seviyesindedir. Satanik kanbağından gelenlerde TETA Programlaması daha çok görülür çünkü onlar bu işe daha yatkındırlar. Almanya'daki toplama kamplarındaki deneyler sonucu genetik ile bu tip yeteneklerin aktarılabildiği sonucuna ulaşılmış.
Beyonce'nin Get Me Bodied klibine yaptığım analizde de Beyonce'nin kanla yaptığı anlaşmanın tarihi doğumgünü olarak gösteriliyordu. Yani Beyonce bu ortama doğdu. O da satanik kanbağından gelen ailelerden birine mensup. Ailesinden dolayı bu işin içinde.
---
En son olarak ise Beyonce'nin bu şarkısındaki gizli mesajın bir videosunu hazırladım sizlere. Şarkılar biliyorsunuz ki ters çevrildiğinde mantıklı ifadeler içerebiliyor.
Yukarıda çoğu kez söylediğim gibi tersten konuşmak satanik bir öğretidir. Bunu Aleister Crowley de söyler, hatta buna "Şeytan'ın Dili" der. O nedenle ters ifadeler genellikle satanik olur. Ancak tabi farklı amaçlar için de kullanılabilir. Ameller niyetlere göredir deyip kapatalım.
Sonuç Olarak
Umarım anlaşılır bir yazı olmuştur. Belki bazen ben anlatamıyorumdur, o yüzden bazı şeyleri anlamıyorsunuzdur. Anlasaydınız inanırdınız birçok şeye çünkü. Sert bir dille konuştuğum kanısının aksine gerçekleri söylediğim için sertmiş gibi geliyor. Uykudaki insana ninniden başka her şey ağır ve kaba gelir. Oysaki belki de dünyadaki en duyulası şeyi anlatıyordur anlatan.
Neyse, ben buradayım anlatmaya devam edeceğim. Anlaşabiliriz.
Klibin başında karanlıkta bir ev var. Ev, Jessie J'in iç dünyasını bizlere gösterecek. Evin dış kapısında bir karga gaklayarak uçuyor. Karga, gizemli işlerle ilgilidir. Genelde kargalar ölümle ilişkilendirilir, buradaki ölüm masonluğa girişle yaşanan mecazi ölüm. Yeniden doğmuş gibi oluyorsun ya işte ölmüş sayıyorlar kendilerini. Neyse devam edelim.
Arkada yıldırım çakıyor. Yıldırım, yok edicidir. Mitolojide de Zeus'un silahıdır,
diğerlerine üstünlük sağlamak ve güç gösterisi yapmak amaçlıdır. Nazi
Almanyasında, SS subaylarının da sembolü iki yıldırım simgesiydi. Aynı zamanda yıldırım, akıl kontrolündeki elektroşok kullanımı simgeler.
Bu iki karga ve yıldırım sembollerini birleştirdiğimizde klibin ileriki sahnelerinde nasıl içerikler olacağına dair bir fikir sahibi olabiliriz. Biri ölüm ve gizemi, diğeri ise gücü ve elektroşoku simgeliyor. Şimdilik devam edelim.
Burada şarkı daha başlamadan, Jessie sesini küçük bir kız sesi gibi çıkartarak şöyle söylüyor: "If you look closely, the eye picks up more than you think."
"Eğer yakından bakarsan, göz sandığından daha fazlasını seçebilir. "
Masonik işaretlerin birçok kişi tarafından farkedilememesi durumunu anlatıyor. Sanki bir karmaşa varmış gibi görünür görüntülerde ama dikkatle bakarsan aslında görülecek çok şey vardır.
Devam ediyor: "A simple
blur becomes something. A light becomes a shape."
"Basit bir bulanıklık, bir şeye dönüşür. Bir ışık, şekle girer."
Bunu söylediği anda beyaz bir at görülüyor. Hayvan totemi olarak pegasus(beyaz at), astral seyahatlarda ruhun taşıyıcısı ve koruyucusudur. Buda'nın da astral seyahatini beyaz bir atla yaptığı söylenir. Şimdi burada Buda falan önemli değil, sembolizasyon önemli. Beyaz atın astral seyahati simgelediğini anlıyoruz.
Beyaz atın simgelediklerini şöyle sıralayabilirim; ışık, güneş, gündüz, dirilik, aydınlanma, diriliş, doğumun habercisi.
Şimdi sırayla o kelimelerin ne anlama geldiğini tercüme edeyim. Masonluktan öncesi karanlık ile tabir edilir. Yani ışık ile Jessie, masonluğa girmiş. Aydınlanma ise yine masonluğa girişin tabidir. Illuminati de aydınlanmışlar demektir kelime anlamı itibariyle. Diriliş ise şunu açıklar, masonluğa ilk girdiğinde ölmüş kabul edilirsin ve yeniden doğmuş(doğumun habercisi) gibi sayılırsın. Dirilmiş olursun. Ouroboros da bununla ilgili bir semboldür. Bu manada Beyonce analizinde de dirilmek ile ilgili içerik bulabilirsin.
Toparlayacak olursak Jessie J'in aydınlandığı, masonluğa girdiği ve bu evin akıl kontrolü evi olarak iç dünyasını yansıttığını söyleyebiliriz.
Burada sesini normal haline getirip kalınlaştırarak diyor: " A world becomes
colorful."
"Bir dünya renklenir."
Çok kez söylediğim gibi, akıl kontrolünde gerçek dünya siyah-beyaz ve hayali dünya renkli gösterilir.
Burada söylediği gibi dünya renkleniyor yani akıl kontrolünde programa giriyor.
Görüntülerde görünen renkli dünya ortaya çıkıyor. Birçok karakter var orada. Mesela ikiz gibi görünen aynı giyimli iki kızdan bahsedeyim. Akıl kontrolü programında ikizlik ile ilgili şeyler vardır.
Akıl kontrolü üzerine çekilmiş filmlerden bazıları programlara isim olmuştur. Bunlardan biri olan Alice Harikalar Diyarında Programında ikiz programlaması vardır. Alice, Harikalar Diyarı'na gittiğinde Tweedle-dee ve Tweedle-dum isimli bu ikizlerle tanışıyordu.
İkiz sembolizminde şu vardır, ikizler birliktedir ama ayrı kişilerdir. Yani birlikteliklerini düşündüğümüz kadar zıtlıklarını da göz önünde bulundurmalıyız. İkizler şunları sembolize eder:
Bağlantılılık
Paylaşım
Anlamak
Psişik / Telepatik Bağlanma
Benzeşme
Aslında ikiz olarak gösterilen şeyin zıtlıklarla bağdaştırılmasından anlamamız gereken şudur; masonlukta zaten zıtlıklar üzerine bir felsefe kuruludur. Bunun nedeni ise cinlerdir. Cinler, biz her ne kadar belki de onlardan bihaber yaşasak da bizim hayatımızla birebir ilişkilidirler. Bilinçli Müslüman cinleri de tanımalıdır. Çünkü çoğu kişi cinleri merak edenlere bırak bu işleri gözüyle bakıyor. Ama bu yanlış, çünkü bitkileri ve hayvanları ne kadar tanıyorsak cinleri de tanımalıyız. Hem onların nefsi ve aklı da var. Bir insanın bir cini merak etmemesi, bir erkeğin bir kızı ya da bir kızın bir erkeği merak etmemesi gibi bir şey herhalde. Sonuçta farklılık ilgi çeker ki masonluk az önce dediğim gibi bu zıtlık baz alınarak kurulmuştur.
Maddelerle psişik / telepatik bağlanma geçiyordu. Telepati, TETA Programlamasında bulunur ve cinler sayesinde olur, çünkü cinler direkt beyne hitap eder. Bir insan ve cin aynı bedende bir olduğunda artık o bedende aynı anda hayat sürerler. Bir ikiz gibi, aynı görünümü paylaşırlar ama farklı kişilerdir.
Arkaplan mor. Mor akıl kontrolünde ayrışmaya hazır kişiliği simgeler, yani program başlıyor. Sonrasında bir baykuş gösteriliyor. Baykuş Bohemian Club'ın simgesi olduğu gibi bilgeliği de sembolize eder. Masonluğa girişiyle Jessie J de bilgelik yolunda adım atmış oldu.
Baykuşların bir alemden diğerine giden ruhların taşıyıcısı olarak simgelenir. Birçok mitte baykuşun, ruha yeraltı dünyasına doğru eşlik ettiği gösterilir. Özgürleşmiş(bedenden çıkmış) ruhu fiziksel alemden ruhlar diyarına doğru taşır. Tabii burada ruhun bedenden çıkması mecazi manada ölümdür, o ölüm de uykudur. Uyku üzerine söylenecek çok şey var sanırım. Ama burada anlatılmak istenen şey bir çeşit astral seyahat. Akıl kontrolünde de astral seyahat vardır, bununla birlikte kölelere yapılan işkencelerden birisi de onu hayali bir dünyaya sokmaktır. Bu dünya bahsettiğim o renklenmiş dünyadır.
Programda köleye kostümler giydirilir, mekanlar ve aktörler hazırlanır. Aynı zamanda köleye elektroşok ve ilaçlar verilir. Köle kendini uykuda zanneder o kadar ağır etkinin altındayken anlamaz. Ama kendine geldiğinde düşünür ve yaşadıklarını çok gerçekçi bulur. Çünkü zaten gerçektir. İşte bu yüzden köleler gerçek ile hayali ayırt edemez hale gelirler.
Bir erkek sesi ise şöyle söylüyor: "Look into my eyes."
"Gözlerime bak."
Bu programcısının Jessie'ye verdiği bir komut. Bu köleye itaat edilmesi için verilen bir komuttur. Köle, efendisi olarak gördüğü programcı ne derse onu yapmak zorundadır. Jessie'nin yüzündeki ifadeye bakınca da bunu anlamak mümkün.
Ayrıca gözlerime bak derken, gözlerimdeki değişime de bak diyor olabilir. Çünkü gözleri olduğundan daha parlak yeşil. Cinin, insanın içine girmesiyle gözlerinde oluşan değişime dikkat çekilmiş olabilir.
Arkaplanın yine mor olduğunu görüyoruz. Başta söylediği gibi karmaşık görünüyor ama yakından dikkatle bakılınca hepsinin ne olduğu anlaşıylıyor. Masada her türden insan var. Yani karakterler.
Tek göz sembolizmi.
Jessie J'in kıyafetlerine biraz bakalım. Başında sonsuzluk döngüsü işareti var. Aynı sonsuzluk döngüsü yaşlı adamın oturduğu koltuğun yaslanma yerinde de var. Döngü, kölelere hipnoz etkisi verir. Sanki o sonsuzlukta boğuluyormuş gibi dalarlar.
Jessie'nin kıyafetleri siyah-beyaz ayrışım teması üzerine kurulmuş. Ayakkabısının topuğunda da ayrışmış siyah-beyaz var. Ayrıca giydiği ayakkabıların rengi kırmızı. Kırmızı ayakkabıların da akıl kontrolünde yeri vardır. Çünkü Oz Büyücüsü'nde Dorothy'nin giydiği ayakkabılar kırmızı rugandı. Jessie'de de aynı ayakkabılardan var.
Dorothy'nin kırmızı rugan ayakkabıları. Dorothy bu ayakkabıları renkli dünyaya gittikten sonra giymişti, Jessie de renkli dünyaya gidince ayağında bu ayakkabıların olduğunu görüyoruz.
Kölelere yapılan işkenceler arasında kostümler giydirip oyunlar canlandırıldığını yukarıda söylemiştim. Burada da klipte olan şey işte bu. Jessie de bu insanların arasında olduğundan ve hiçbir şey anlamadığından endişeye düşüyor.
Giydiği elbiseler üzerinde emanet gibi duruyor. Oyuncak Bebek Programlaması da vardır. Sanki o bir insan değil de oyuncak bebek ve ona bu şekilde kıyafetler giydirebilirmişiz gibi. Saçları aynı öyle sabit duruyor. Bir de yakasındaki fiyonk akıl kontrolündeki ögelerden birisidir. Fiyonk puantiye desenli, yine akıl kontrolündeki bir tetik daha.
Bu sahnenin aynısı Alice Harikalar Diyarında'da var. Büyük bir yemek masası, çaydanlık, garip bakan ve kadeh tokuştururken içeceklerini savuran insanlar. İzlemişsen ki muhtemelen izlemişsindir, hatırlayacaksın.
Aynı çaydanlık kullanılmış. Ayrıca çayı döken kişi çaydanlığa bakmıyor. Tıpkı Alice Harikalar Diyarında'daki Çılgın Şapkacı'nın bakmadığı gibi. Yani Jessie'nin akıl kontrolü için Alice Harikalar Diyarında hikayesi canlandırılıyor aktörler, kostümler ve mekanlar ile.
Jessie J isyan bayraklarını çekiyor. Bu her köleye olur herhalde çünkü kimse işkenceye katlanmak istemez. O masanın üstüne çıkıp dalga geçercesine hareketler yaptıkça masadaki karakterler de kavga ediyor.
Kapılar göz şeklinde. Ayrıca burada Jessie J eliyle boynuz işaretlerinden birini yapıyor.
Bir çıkış yolu arıyor. Ama aslında burası aklının içi olduğu için o kapılardan her biri başka bir programa açılacak.
Ki öyle de oluyor. Kapılardan birine giriyor ve her yer saat dolu. Saatlerin tik-tak sesi hipnoz edicidir.
Alice Harikalar Diyarında'da Beyaz Tavşan elinde bir saat taşıyordu sürekli. Bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Bu rahatsızlık verici bir şey. Köleye de eziyet verir.
Ayrıca tavşan, programcıyı simgeler. Sürekli yorulmadan ve durmadan programcıyı takip etmesi gerektiğinin kodlamasıdır.
Saatler o kadar hızlı dönüyor ki camları kırılıyor. Bütün bunlar köle için işkence türünden şeyler.
Jessie'nin gözlerinin altına çizilmiş şeyler onun oyuncak bebek gibi görünmesini sağlıyor. Yani Oyuncak Bebek Programlaması. Ayrıca saçlarının altında sarı renk ile iki farklı renk oluşmuş. Yani karakteri bölünmüş, içinde farklı bir karakter daha var.
Giydiği ceketin üzeri saatlerle dolu. Kendisi de kolundaki saate bakıyor.
Saat çarkına oturuyor. Saatin renkleri siyah-beyaz-kırmızı. Bu 3 rengin anlamı şudur;
Beyaz - Masumiyet
Siyah - Şeytan'ın gelişiyle gelen kötülük
Kırmızı - Kötülüğün sonucunda dökülen kan
Ayrıca yerde siyah-beyaz damalı masonik tema var. Mason localarının yeri de dama desenlidir.
Arkada pembe flamingo var. Pembe flamingo da Alice Harikalar Diyarında'da olan bir figürdür.
İşte Alice, pembe flamingoyla golf oynuyor.
Ayrıca o odada kalpler de var. Ama tek tek resim koymayayım şimdi, görüntülere dikkatle bakarsan görebilirsin. Kalpler de yine Alice Harikalar Diyarında'daki Kalpler Kraliçesi'ni simgeliyor.
Elinde kalple Kalpler Kraliçesi.
Yaptıklarının sonucunda bulaştığı kötülük, bu katran benzeri şeyle sembolize ediliyor. Bunu birçok klipte de görebilirsin. Kire bulaşıyorlar, aslında gerçekte de böyle. Ayrıca üstte bir ışık yanıyor. Bu yine cin ve masonluğa atıf. Mesela Rihanna'nın Diamonds analizinde de aynı böyle siyah-beyaz bir ortamda bulunuyordu, kafasının üstünde bir ışık yanıyordu. Siyah-beyaz gerçek dünyayı sembolize eder demiştik.
Yani renkli dünyada yaşadığı akıl kontrolü anlatılırken aslında gerçek dünyada masonlukla pisliğe bulaştığı gösteriliyor. Bizi kandırsalar ve uyutsalar da gerçeği gösteriyorlar, görmesini bilene.
Siyah giyinmiş, kötü bir karakterini görüyoruz Jessie J'in. Kablolara bağlı yani köle. Bir sürü dudak bir şeyler söylüyor. Emir alıyor Jessie, hoşnut kalmadığı emirler.
Elleriyle üçgen yapıyor. "Piramit içinde göz" sembolizmi tamamlanmış oluyor.
Bu sefer de beyaz giyinmiş, iyi bir alteri/karakteri. Zaten başında bir taç var ve "ben aziz değilim" diyor şarkı sözleriyle bu sahnede.
O kapıların hepsinin ayrı bir program içerdiğini söylemiştim. Kurtulmak için olduğunu zannediyordu ama içlerinden birisine girdiğinde daha beter programcıya uyması öğütleniyordu.
Programlarda, her bir karakterin farklı tecrübeleri, hatıraları ve fikirleri vardır. Şimdi kapıları patlıyor, yani hatıraları ona unutturuluyor.
Flaş patlamaları kölelere acı verir ve şiddetle sarsar. Jessie de burada bunu yaşamış ve göstermiş. Ayrıca kişiliği de ayrışıyor bunun sonucunda.
Flaş patlamasının ardından görüntü geriye sarıyor. Kapı düzeliyor. Yani ona hatıraları hatırlatılıyor.
Bu sefer yine beyaz/masum karakteri geliyor. Sonra arkadan konfeti dökülüyor. Bu tür şeyler, örneğin konfeti, uçuşan kuş tüyleri, kar taneleri aynı şeyi simgeler. O da elektroşok sonrası kafadaki hafiflik, uçma ve tutunamama hissidir.
Bu son sahneyi tekrarlamak istiyorum, daha anlaşılır olsun.
Beyaz/masum karakteri oluşuyor.
Karakter hatıraları unutuyor ve bilinçaltına, uykuya çekiliyor.
İşkence yapılıyor. Muhtemelen elektroşok.
Hatıralar tekrar hatırlatılıyor, karakter uyanıyor.
Ve beyaz/masum karakter tekrar geliyor. Ve elektroşok sonrası hafif kafalılık hissi beliriyor.
Yani karakterler süreli olarak uyutulabiliyor. Mesela Jessie gerçekte farklı birisi, belki şarkılarını farklı karakteri yazıyor ama sahneye çıktığında farklı bir karakteri orada bulunmuş oluyor. Ve bizim için bunu anlamak zor çünkü biz programcı değiliz ve bunun inceliklerini bilemiyoruz.
Biz sadece kanalları çevirirken bir şarkıcı şarkı söylüyor diyoruz, ne kadar güzelmiş deyip dinliyoruz falan. Sonra da değiştiriyoruz. Bu yüzden Jessie'nin hayatını, düşüncelerini ve fikriyatını bilemeyiz. Bize burada anlatılan ne ise onu anlarız.
Cam kırılıyor. Cam ve ayna kırılmaları yeni bir karakterin ortaya çıktığını temsil eder. Bu da bir önceki sahneyi tasdik ediyor.
Ziyafet bitmiş, program şimdilik bitti. Fareler arta kalanı yiyor. Jessie de köşeye sinmiş.
Fareler; takılıp kalmayı, uyumu, utangaçlığı ve temizliği simgeler. Şimdi fare pis hayvan sonuçta temizlikle ne alakası var diyeceksin ama şöyle, bir fare sana temizliği zorunlu kılar. Toparlanmanı işaret eden bir habercidir.
Jessie'nin de çorabı yırtık pırtık halde, bu cinsel köleliği simgeler. Yani Jessie artık programın etkisi altına tamamen girmiş ve orada takılıp kalmış.
İlk baştaki gizemli ve mistik ev gitmiş, yerine yanmış ve dumanı tüten eski bir ev görünmü gelmiş. Yani tüm bunlar ilk başta can alıcı renkleriyle gerçekten güzel görünür ama her şey bittiğinde bu akıl kontrolü evine takılıp kalırsın. Olan olduktan sonra gerçekte ne kadar iğrenç bir durum olduğunu anlasan bir faydası olmaz.
Haa bir de söylemeyi unutuyordum, bu evlerin ayrı bir yer gibi gösterilmesinin nedeni de onlara sistematik olarak işkence yaptıkları bir yerlerin olduğunu göstermek. Hani hep Mad House diye bir şey vardır ya. Türkçeye hep Deliler Evi olarak çevrilir ama aslında Çılgın Ev demektir. Yani orası akıl kontrolünün yapıldığı yerdir ve çılgındır, çünkü orası sınır tanımayan bir yerdir.
SONUÇ OLARAK
Jessie J de bu düzende bir akıl kontrolü kölesi. Onların hayatı çekici değil, öyle görünüyorsa bile değil. Parlak bir renk cümbüşü ve ışıklar, birkaç da gülümseme gerçekçi görünebilir ama değil işte.
Ayrıca şarkılardan da uzaklaşmanı tavsiye ediyorum. Kimi insan şarkı, müzik benim hayatım diyor.Bu o kadar yanlış bir düşünce ki açıklama bile yapasım gelmiyor. Bir-iki bırak dinlemeyi, tamamen de demiyorum. O zaman göreceksin ki insan gerçekten de uzaklaşabiliyor. Ve şarkı bizi gerçek dünyadan koparıp hayal dünyasına atmak için yapılan bir şeydir. Yoksa insanların gerçekten de bizi eğlendirmek ve bize hizmette bulunmak için mi bu kadar şeyi yaptığını sandınız?
(İlk teganni eden şeytandır.) [Taberani]
Teganni etmek, şarkı söylemektir. İlk türküyü şeytan tutturmuş yani. Müzik hayatım diyenler müziğin nereden geldiğini düşünsün. Hayatı şeytanlarla sarılı demek ki. Ayrıca şeytanı kendinden soyutlama, şu an bu yazıyı beraber okuyorsunuz. Ve bu korkulacak değil, önlem alınacak bir şey. Ben tavsiyede bulunurum tutmak sana kalmış. Kararlarını sen verirsin, yine kendine etki edersin. İyi akşamlar.