Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 29, 2014

Bazı Hatalarım

Merhaba, uzun bir süre oldu. Birçok işi eşzamanlı olarak rayında götürüyordum ve bu blogda da yazmaya devam ediyordum. Ama yazdıklarımda makasları yanlış yerlerde mi değiştirdim, artık ne olduysa içimde bir huzursuzluk duydum.

Bu huzursuzluk öyle bir boyuttaydı ki artık Lena olmak istemiyordum. Bunun altında yatan bir neden olmalıydı ve benim de bunu öğrenmem gerekiyordu. Hayat sürekli bir akışta ve çok daha önemli olaylar da hayatımda vuku buluyordu ama bu bloga da çok önem veriyordum. Çünkü bir kişi bile buradakileri okuyup bir fikir edinecek olursa bu onun hayatında bir değişim meydana getirecekti. Sürahiye tek bir damla bile karışsa önemlidir. En azından bence öyle.

Ve aynı zamanda bu bir sorumluluk. Kimsenin olmadığı gibi benim de insan hayatını küçümsemeye hakkım yok. O nedenle labirente yukarıdan bakmaya karar verdim. Daha akıllıca davranmam gerektiğine hükmettim ve o yüzden bir süre buradan uzaklaştım.

İlk önce şunu kabul ediyorum. Biz insanoğluyuz ve hataya meyilliyiz. Ama bu sonsuza dek bataklığa saplanmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Atatürk hakkında yazdığım yazıyı sildim, bu gerçekten vicdanımı rahatlattı. Çünkü bunun da bir nedeni vardı.

Ben bu yazıyı asla yazmayacağım deyip yazdıktan sonra (kural 1: büyük lokma ye, büyük laf konuşma.) beklediğim üzere tepkiler geldi. İlk defa rastladığım şeyler değildi ama ilk defa Atatürk yüzünden azar işitiyordum. Bu beni düşündürdü, dediğim gibi insan hayatı kıymetlidir. Ancak geri adım atmamış olmak için yazıyı silmemiştim.

Merak edenler varsa söyleyeyim yazıda Atatürk'e direkt veya endirekt hakaret etmeden sadece merak ettiğim soruları sordum. Evet, hatta bunlar yargı değil soruydu. Eğer Mustafa Kemal'in şahsıyla da bu gibi konuların konuşulacağı samimi bir ortamda bir araya gelme imkanım olsaydı kendisine de sorardım. Çünkü bunlar tarihi mevzular, siyasi mevzular. Biliyorum ki siyasette işler o kadar karmaşıktır ki gerçek niyetinin ne olduğunu çoğu zaman kimse anlamaz bile. Sen iyi niyetle bir işe kalkışsan o öyle bir yılan hikayesine döner ki şaşırırsın. Bu nedenle icraatlarının aslını, sebeb-i hikmetini meraktan sordum. Bilen varsa söylesin diye. Buna Kemalist olarak adlandırılan kişiler tepki gösterdi. Atatürk'ün lisanıyla, alfabesiyle konuşmamın bir çelişki olduğunu söylediler. (gereksiz espri= benim blogumdaki karakterlerle yazdıklarını unutmuşlardı.)

Biliyorum ki ben yine, şirk ekseninde bile olmayan dini bir konuda soru sormuş olsam, sebeb-i hikmetini merak etsem Muhafazakar olarak adlandırılan kişiler bana tepki gösterecekti. Çünkü gerçekte kimsenin bir şey bildiği yok.

Bu iki paragrafta da Kemalist ve Muhafazakar kelimelerini kullandığımı fark etmişsindir. Ama kendimi tanımlamak için bir kelime kullanmadığımı da fark ettin. Şimdi ben de tam bu noktada bir dönüm yaşadım. Öyle ya, ben kimdim? Kendime Kemalist demek istemiyordum, çünkü ben Ayşeci Mehmetçi olmayı küçüklüğümden beri komik buldum. Sırf bu yüzden koyu fanatiği olduğum futbol takımımdan bile vazgeçtim. İstedim ki hiçbir yaftam olmasın. Siyasi partilere gelince bile isimlere yapışıp kalmadım.

Sonra Muhafazakar da olamazdım. Tamam Müslümanlara verilen bir sıfat ve ben de Müslümanım. Ama bu da üstüme uymuyordu. Yani muhafaza ettiğimiz nedir? Müslümanlara verilen bütün yakıştırma sıfatlar konserve isimleri gibi. Muhafazakar, kapalı, köktendinci vs. Bunlar mı benim kimliğimi temsil edecek? Ki bırakalım kelimeleri, harflerin bile bir ruhu var.

İşte o zaman anlıyordum ki ben bir hiçim. Evet, evet öyle. Şöyle güzelce savunacağım, imzasını kolye suretiyle taşımakla bile sosyal çevrelerde kabul göreceğim, "yedirtmeyiz" diye özgürce bağırabileceğim kimim kimsem yoktu. Hayır siyasetin Atatürk vs. Erdoğan(islam) diye bölündüğü ülkede ne seçsen kârına ki? Erdoğan, İslam mıdır? Ne yapsa masum mudur? Her dediğine ayet gözüyle bakıp onu masum imam mı belirlemeliyiz? Talimiyye mensubu muyuz?

Veya İslam'ın zıttı Chp midir? Chp bir din midir? Tanrısı Atatürk müdür? İnsanlar başka bir insanın ardına sığınarak mı saygı görmelidir? Atatürkçüyüm dememle mi kâle alınmalıyım? Yaşasın Erdoğan dememle mi itibar görmeliyim? Yoksa karakterimin herhangi bir önemi de var mıdır?

En önemlisi bu sorulara kim cevap verecek?

Ama lüzumu yok. Ben cevabımı aldım.

İsteyenler bu anlatacağıma inanmayabilir, çok da olağanüstü bir olay değil ama kimileriniz inanmayacaktır biliyorum o yüzden peşinen hürriyetinizi teslim ediyorum. Bu malum yazıyı yazdıktan sonra sanırım bir-iki hafta kadar sonraydı bir rüya gördüm. Şimdi rüyayı burada anlatamam ama sonuç olarak yazıyı silmek gibi bir karar aldım. Çünkü rüyadan Atatürk'le ilgili bir sonuç çıkardım. Bu sonuç şuydu; Atatürk de bir insanoğludur ve hataları elbette ki olacaktır. Ve işin aslı ne eksik ne fazla, ben de bir insanoğluyum. Tanrı değilim. Yargı benim işim değil. Atatürk de hepimiz gibi rolünü oynadıktan sonra bu dünya sahnesine veda etti. Geçmişte olup bitmiş şeyler, doğruluğu - yanlışlığı tartışılır orası ayrı. Ama benim bütün bir yaşam felsefeme aykırı davranmak oluyordu bu; başkalarıyla meşgul olmak.

Çünkü bana göre ben hep kendimle meşgul olmalıydım. Kendi kusurlarımı düzeltmeye uğraşmalıydım. Kendimi eğitmeliydim, kültürlü ve bilgili olmalıydım, birçok lisan öğrenmeliydim, bir sürü kitap okumalıydım. Farklı şeyleri bir araya derlemeli, zıtlıkların özüne vakıf olmalıydım. Sonsuzluğun bilgisine sahip olmalıydım.

İşte eksikliğini hissettiğim şey buydu. Kendi kendime muhalif olmuş, aslında kendimle çatışmıştım ki insan ömrü hep böyle geçer farkında olmadan. Korkmadan derinlere dalmam gereken konular varken, sahildeki sığlıklarla vakit harcamıştım.

Yazıyı silmemle Atatürk konusunda zafere ulaştığını düşünenler ve Powerpuff Girls'ün bir kez daha günü kurtardığını zannedenler varsa buna devam edebilirler. Hayat herkesin kendi dünyası. Sen neye inanırsan o gerçek oluyor. Sonra bir de sosyal paylaşım sitelerine giriyorsun ve o da ne takip ettiğin kişiler hep doğruları söylüyorlar. Sen de ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anlamış oluyorsun. İşte herkesin hayatı bundan ibaret. Bin kere sırtın sıvazlanacağına bir kere sakalını sıvazla da düşün.

Bunu yanlış anlamayın, o yazıya yazanlara bir sözüm yok. Artık fiilleri önemsemiyorum. Ben de hatalıydım. Neden karşımdakinin hatalı olması daha büyük bir canavar gibi gözüme görünmeli ki?

Ve bu blogun amacını belirlerken kendime şunu söyledim "bilgi aktarımı olacak". Bu dağa ne haykırırsan geriye o yankılanacak. Bu nedenle bazı yazılarımı komple sildim ve bazılarında da ana hattı bozmayacak şekilde kırpmalar yaptım. Mesela Atatürk yazısını sildim, kalkıp mezarından bana icraatlarını açıklamayacak ya. Gereksiz tefekküre gerek yok, önümüze bakalım. Türkiye asıl bugün nereye gidiyor bu önemli.

Sonra 2ne1 yazımı da sildim, aşırı gereksiz buldum. "Bilgi aktarışı" yoktu, daha iyilerini yazabilirim. Ve de Kesha yazısını sildim çünkü yorumlarda birisi illuminati'de olsa bile transseksüelliği neden gündem olmalı temalı bir yorum yazmış. Bunu göz önünde bulundurdum ve haklı olduğuna kanaat getirdim. Aslında ben de bu fikirdeyim, yazarken işin "isis" boyutundaki bilgiyi vermeye çalışmıştım. Ama tabii ki spekülatif olan transseksüellik daha çok ilgi gördü. Bunu beklemiyordum açıkçası. Demek ki insanlar artık bilgiyi tabaklarında hazır istiyorlar.

Belki One Direction yazısını da silerim ama onu şimdilik silmiyorum. Çünkü birçok kişi onu okuyup fanatiklikten vazgeçtiğini söylüyor ben de bu yolun önünü kapatmak istemiyorum.

Şunu da ekleyeyim, bunların tümünü söylememdeki amaç bazı hatalarımın farkına vardığım için bunları düzeltmek. Bunlar tabii blog gibi halka açık bir yerde olduğu için düzeltirken sizlere de bildirmem gerek. Vicdani sorumluluk #2482

Bir yerde ayet paylaşıp ufak bir tefsir yapmışım. Bunu yaparken kendi düşüncem olduğunu da belirtmişim ama olmaz öyle şey. Oyuncak değil, düşünsem bile spekülatif bir konuyu anlatırken araya sokuşturmamalıydım.

Bir de gayri müslimlerle ilgili bir şey yazmışım, okuyan gayri müslim varsa alınmasın. Onu da sildim. İkiyüzlülük yapmak istemem. Sizler de benim gibi insansınız. Bu dünyayı beraber paylaşıyoruz. Sadece farklı dinlere inanıyoruz, ya da inanmıyorsun. Sorun değil, hem de hiç. Ben her zaman farklı inanışlara sahip olduğum insanların dünyasını tanımaktan, onlardan heybeme bir şeyler katmaktan hoşnutluk duymuşumdur. Bunlar ayrılık sayılmaz, düşmanlık sayılmaz. Düşmanlık sadece düşmanlık edenedir.

Hem benim inancıma göre dünyada aynı anda Müslümanların bulunması da elzem; Yahudi, Hristiyan, Budist, Deist, Ateist, Satanist insanların bulunması da elzem. Çünkü Allah ezelde böyle irade etmiş, buna karşı çıkmak onun muntazam düzenine karşı çıkmak anlamına gelir.

Son olarak bir şey daha söylemek istiyorum ki yukarıda da özet geçtiğim chp-akp kavgasına lütfen beni dahil etmeyin. Söyledim işte eğer taraf olmak bu ikisinden ibaretse, diğerleri piyon zannediliyorsa ben bir hiç olmayı tercih ederim. Müslüman olunca Türkiye sınırları içindeyken iki Allah bir Kuran de, akpli oluyorsun. Cümlelere "siz zaten böylesiniz/bunlar zaten böyledir" diyerek başlamayın. Herkes karşısındakini kendisi gibi bilir. Yerdiğin, dalga geçtiğin kişi sensin aslında. Gaflette olmak ne kötü. Bunları tabii en başta kendime söylüyorum.

Yazması bile iğrendirici ama lütfen hüloğ ve kıl esprilerinizi bu bloga taşımayın. Olsaydım çekinmeden söylerdim ama kaç kere söylediğimi de unuttum zaten. Ben Akp'li değilim. Sığ düşüncelerin, basmakalıplaşmış diyalogların etkisiyle Hacivat'ıma Karagöz olmayın.

Ülke, kahvehaneye döndü. Ben ise ne Atatürk çekişmesinde olurum ne de Erdoğan. Gördüğümü söylerim, sen de gördüğünü söyle. Aynı yolda buluşacaksak bu zaten kaçınılmaz ama birbirimiz olmak zorunda değiliz. Hem zaten dediğim gibi yalnızca fikirleri savunurum, şahısları değil. Zaten fikirler de geliştirilir, günden güne değişir. Stabil olmamalı insan, değişken olmalı ki bir mesafe katedebilsin. Ne ödün vermeli ne de dayatmalı. Herkes kendini yaşamalı. Kendini keşfetmeli.

Bundan sonra da inşallah akıl kontrolü seviyelerini anlatmayı düşünüyorum. Ama bu da yeterli değil. Teşhis ve tedavi bir arada olmalı. O konuda da bir şeyler düşüneceğim, araştıracağım. Ve masonluktaki piramit üzerine yazmayı bu ikisinin ekseninde "bilgi akışı" sağlamayı planlıyorum.

Kliplerden çok sıkıldım, şarkılarla ilgili bir şey söylemiştim onun da doğrusunu masaya yatırmaya karar verdim.

Cümlelerime son verirken maden kazasında ölenlere de Allah'tan rahmet diliyorum. Aslında onlar şehit oldular ve ömürlerini adadıkları karanlıktan aydınlığa kavuştular. Süslü sözlere gerek de yok, ölümün getirdiği acıyı yaşamayan bilmez. Böyle bir vakitte bile hâlâ ayrılığa düşüyoruz. Asıl musibet bizim başımızda.

Yine şehitlere rahmet, geride bıraktıklarına sabır, milletimize birlik ve beraberlik diliyorum. İyi niyet ve inanç daima karşılığını bulacaktır. Niyetini temiz tutan herkese her yönden bol kazançlı günler diliyorum.

Perşembe, Temmuz 04, 2013

Dizi Parkı

Direkt olaya giriyorum hazır mıyız?

Eğer ortada bir olay söz konusuysa ilk soru o olayın ne olduğudur. Taksim olaylarının ne olduğunu ise açıklayamayız. Çünkü onu meydana getirenler bile ne olduğunu bilmiyor. Bazı görüşler ortaya atılmadı değil.

- Önce denildi ki biz ağaçlar kesilmesin istiyoruz.

- Sonra denildi ki biz Atatürk çocuklarıyız.

- Nihayet denildi ki faşist hükümet istifa etsin.

Hiçbir absürd komedi bile birbirinden böyle bağımsız bir olay örgüsü bulundurmaz. Bunu çözümlemeliyiz. Çünkü bu önemli bir konu.

Ben taraf falan değilim. Ne görürsem onu söylüyorum. İnandığım herbir şeyi sonuna kadar öğrenmeye çalışıp da içimi rahat ettirdiğimde inanırım. Ak partili değilim. Chpli de değilim. Komünist de değilim. Yandaş bir savunma yapmayacağım kimseye yani, eğer aradığınız bir tür parti sloganıysa şimdi hemen bu sayfayı terk etmekte özgürsünüz.


olay örgüsünden sonra gelelim hikayenin kahramanlarına. birçok gruplaşma var ama bireysel bazda düşünürsek her zamanki gibi olay halkın omuzlarına yıkılmış. halkı ateşleyen terör örgütleri olmaz, en azından direkt olarak. teröristler işlerini endirekt halleder. şu durumda halkı örgütleyip çeşitli illerde ayaklandıranların sanatçılar olduğunu görmek çok mümkün.

bu blogda ünlülerin akıl kontrolünde olmasıyla ilgili yazdığım her yazıda onların böylesine kukla gibi kullanılıp köleleştirilmesinin tek amacının halkı yönlendirmeleri olduğunu söylememiş miydim? işte şimdi de alın size bariz bir örnek nasıl halkı yönlendiriyorlar.

sanatçılar taa olayın başından beri ne demişler...

Diyor ki mesele Gezi Parkı değil, anlamadın mı? Sana soruyor, sana! Hala anlamadın mı diyor.

Peki ne anlamalıyız? Ağaçları korumak için başlatılan bir kampanyada en büyük destekçilerden birisi mesele ağaçlar değil diyorsa mesele gerçekten de ağaçlar değildir. Tabii oraya halktan ağaçlar için gidenler var, ancak bunlar azınlıkta. Asıl gidenlerin amacı örnek a'da görüldüğü gibi ağaçlar değil.

Bir gösteriye bir insan bir amaçla gider. Ağaç direnişinde başka bir amaç ne olabilir?

Ya gerçekten provokatörlük yapmaya, ya da akp'yi devirmeye. Hayır yani eğer başka bir amaç olabilitesi varsa Alabora kendisi çıksın söylesin.
Birkaç gün sonra gerçekten de bir açıklama yapıyordu. Ama bu sefer de mesele'nin ağaçlar olduğunu söylüyordu. Özetle şöyle diyor; "gezi parkına ağaçlar için gittim, ağaçları korumaya. ama tabii mesele ağaçlar değil. sen anlamadın galiba?"

Evet, dediğinden hiçbir şey anlamadık.

Yok eğer de bu tweetleri halkı kışkırtmayan ve yönlendirmeyen tweetlerse kendisi yine bir paradoksun içerisinde. Ve hayır, hala net bir ifadesi yok. ifadesi, ifadelerinin çarptırılmaması gerektiği yönünde. çarpık şeyi çarpıtamazsın ki zaten. neyse.
herkesi doğa için çağırdım diyor ama "mesele gezi parkı değil, hadi gel" diye çağırmamış mıydı? hatam varsa söyleyin.

Bir de sonra Okan Bayülgen diyor ki fikrini değiştirebilir.

Ama o fikrini değiştirmediğini söylüyor.

Okan Bayülgen, "mesele ağaç meselesidir" diyor.


Ama aksini iddia eden birini destekliyor ve buna karışamayacağımızı söylüyor.

Ortada karışan bir şey varsa o da halkın kafasıdır. Madem ağız birliğiyle konuşamayacaksınız, konuşmayın. Ama pardon zorundasınız değil mi? Pardon, tamam.

Ayrıca da dostumdur dediği kişinin adı Mehmet değil, Memet. Çok yakın dostuymuş belli. Memet, evet Memet. Hmm, hadi devam edelim.

Yalnız tam buralarda işin boyutu değişiyor. Bilmem farkında mısınız ama herkes provokatörlerin varlığından bahsediyor. Erdoğan sürekli provokatörlerin oyunlarına gelmememiz gerektiğini söylüyor. Sanatçılar yakıp yıkan provokatörlere dikkat edin diyor. Halktan birçok kişi de twitter'da provokatörlerin bizi oyuna getiremeyeceğini yazmış. Ama benim sorum şu; sen değilsen, ben değilsem, kim bu provokatörler?

Provokatörler var ve asıl "eylemi" de onlar yapıyor. Ama kim bu provokatörler ya? Bunu hiç düşündün mü? Ya da dur birkaç bir şey göstereyim sana. 
Bdp bayraklarıyla gelmişler. Bdp, bak B-D-P. Sen bu fotoğrafa ses çıkarmazsan yarın onların dalganan bayrakları altında zafer türküleri söyledikleri günlerin hayalleri gerçek olur. Bu dediğimi de hiç küçümseme. 24 milyon metrekarelik Osmanlı yıkıldı, dünyanın ve ülke sınırlarının bu kadar küçüldüğü bir zamanda kimse kendine fazla güvenmesin.

Bu demek değildir ki savaşı başlamadan kaybettik, bu ülkeden Nene Hatunlar yine çıkar. Ama vatan toprağı bir kez daha bölünecek olursa (ki Allah korusun) bu sefer baban kim olur gerçekten de bilemezsin.

Yalnız neden hep Che? Anlatsın biri bana lütfen. Neden bir Fatih bayrağı ya da bir Atatürk bayrağı açılmıyor da ne zaman sözüm ona bir özgürlük zımbırtısı çıksa hemen Che bayrak, rozet ve alıntıları da beraberinde geliyor? Che, Türk mü ki? Irkçı olduğumu falan da sanmayın bütün konuştuklarım boşa gider.

Demek istediğim şu. Che özgürlük yanlısı falan harika tamam mı? Tamam. Ama bu adam bugün yaşasaydı senin ülkene de karşı bir politika izleyecekti. Sonra manşet atıyorlar "çok güzelsin Türkiye" falan diye fotoğraflardaki sembolik ya da gerçek kişilerin hiçbiri Türk değil. Öyle ya, zaten gezi'nin ideolojisi de Türk değil.

Pardon, Atatürk resmi niye yok demiştim ya onu unutun. Bakın burada ne tür bir rezalet var.

Mustafa Kemal Atatürk, her nasıl bir karaktere veya ideolojiye sahip olursa olsun, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yani benim ülkemi temsil eden adam değil midir? Kurucu unvanı yok mudur? Nasıl olur da Atatürk resminin yanına, üzerinde yaşadığı toprakların devletine ihanet eden ve var olmayan bir devletin lideri olduğu iddia edilen Apo denilen kişiyle yanyana resmi açılır?
Benim aklım bunu almıyor. Bu mümkün değil. Bir insan isterse Atatürk'ü sevmesin, isterse ona ve görüşlerine zıt bir zihniyette olsun hiç farketmez. Atatürk'ün asıl hizmeti o sağdaki kırmızı bayrağım değil midir? Uluslararası ve yerel bakış açısı bu değil mi? Burada amaçlanan aslında Türkiye yanında bir de Kürdistan kurulmasını meşrulaştırmaktır. "Bakın bu sizin kurucu lideriniz bu da bizim kurucu liderimiz." demektir.

Bu toplumsal hareketler devletlere darbe olsun diye yapılıyor, uyuma. İkinci yazıda bunları açıklayacağım.

Tabii diğer "halkın yanındaki" ideolojiler de bu fırsatı kaçırmak istemediler. Emekçi Hareket Partisi bayrağı. Hee tamam da o bayrağı açınca eline ne geçti? Gezi Parkı değil artık olay, partiler ve örgütler geçidi.

Olay en başından beri siyasiydi, öyle olması planlanmıştı. Sen bunun böyle olduğunu bilmiyordun. Zaten sen "direniş var dediler geldik" modundaydın.

 Şunu da söyleyeyim; occupy hareketinin sembolü yumruk ve de bu halkçı görüşlerin sembolü de yumruk. Aynı zamanda halkı ve çalışanı/işçiyi temsil eden orak ve çekiç sembolleri de ortalıkta dolanıyor.


Neden halkçı ideolojilerin sembolü "yumruk"la, occupy hareketinin sembolü aynı "yumruk"?

Sembollerden o kadar bahsediyorum. Bu, bu demek; şu, şu demek diye. Alın size sembolleri çözebileceğiniz aktif bir saha. Sembolleri üreten kaynak selamını yolluyor bizlere. Occupy bir halk hareketi, o yüzden onun sembolü "yumruk" olacak. Bu sadece Türkiye'de değil her yerde böyle. Tek tek koymayayım buraya, internette araştırıp bulabilirsiniz zaten.

Duyabiliyormuş gibiyim, ne olacak sembol varmışsa dediğini. Kardeşim bak şimdi sokakta üniformalı bir çocuk görsen ne dersin? "Bu çocuk okula gidiyor." dersin. Çocuğun üzerinde herhangi bir arma görsen ne dersin? "Bu çocuk bilmem ne okuluna gidiyor." dersin. Bunlar senin o anki sembolik bazda düşündüğün şeylerdir. Mason üstadı Remzi Sanver ne diyor bak şimdi beynini kanalize et, bir anlamaya çalış.

"Sembollerle düşünme geleneği insanlık tarihinin önemli geleneklerinden biridir. İnsanların sembolleri bir takım ritüelleri kullanmak yoluyla duygulanmaları. Bunlarla ilgili entelektüel alışverişte bulunmaları, bu çok evrensel bir yöntemdir. Aslında masonluk da bu yöntemlerin tatbikçilerinden bir tanesidir.

Buradaki ana fikir sembollerle düşünmeyi bilmektir, şunlar masonluğun sembolüdür bu değildir gibi bir anlam yapmak. Daha ziyade inşaat geleneğinden gelen pergel vardır, gönye vardır. Masonluğun bunları değerlendirişi tamamen sembollerle düşünme esasına dayalıdır.
" (Fatih Altaylı / Teke Tek)
yani bu eylemlerin sembolünün yumruk olduğunu gören masonlar bu işin arkasındakilerin kim olduğunu ve ne amaçla yaptıklarını anlayabilirler. bakın bir mason üstadıyla aynı şeyi söylüyorum. yanılıyor olamam değil mi? şimdi aklındaki diğer soruya gelelim: "Ne yani taksim olaylarını masonlar mı başlattı?"

Mason tabiri bence biraz yavan kalıyor bu tür olaylarda. Yani tam ifadesi değilmiş gibi, ihata edememiş gibi. Bu işlerin arkasında: küresel güçler ve onların Türkiye'de kurdukları uzantılar var.

Fotoğraftaki sapanla polise taş atan kadın, 53 yaşında DHKP-C mensubu olduğu iddia edilen Emine C. çıkmış. Sadece bu kadın değil, yanındaki birkaç genç erkek de sapanla taş atıyor.

Toma su sıkmadığı halde neden ona taş atıyor? Eğer toma su sıkıyorsa neden oradan gitmek yerine taş atarsın ki? Sen ona taş atarsan o da sana su sıkacak ve kavga alevlenecek, çatışma haline gelecek. Gelmedi mi zaten? Neden sadece sakin kalamıyoruz? Kendimizi kontrol edemiyoruz? İnsanın en çok da gergin anlarda sukünetini koruması gerekir. Ama bu kadının amacı zaten toplum çıkarını gözetmek yerine olayı rezil etmek olduğu için o bu insani özelliklerden muaftır.

Burada tomayı kullanan kişiyi haklı çıkarmaya da çalışmıyorum. Haklı haksız meselesi yok ortada. Ne olur mantıklı yaklaşmaya çalışmamı anlayarak sen de iyi niyetle yaklaş. Benim söylemek istediklerim polis-sivil ya da halkçı-faşist kavgalarının ötesinde bir şey. Bunlardan daha geniş bir kapsamda değerlendiriyorum. Çünkü bu olayı ancak bu çerçevede anlayabiliriz. Yoksa da oyuna gelmişlerden bir başkası daha oluruz. Bir tane daha fazla. Çözümde rol alacağına sorunda yer alan bir kişi daha. Bu böyle olmasın.

Kadının örgüt üyesi olmadığını, haberin fake olduğunu söyleyenler de olmuş. Peki bunlar da mı çok masum? Haberi aynen yazıyorum.

"Şişli Ramada Otel civarında üzerlerinde doktor kıyafetleri ile gözaltına alınan sahte doktorlardan birinin farklı mekanlarda şarkı söylediği ortaya çıktı. Gezi Parkı eylemlerine doktor önlüğüyle katılan ve gözaltına alınan 3 kişi adeta birer suç makinesi çıktı. "Doktorlar gözaltına alındı" şeklinde farklı basın yayın organlarında yer alan haberlerin ardından İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu twitter aracılığıyla açıklama yapmış ve gözaltına alınan bu şahısların doktor olmadıklarını açıklamıştı."

Yani işin özeti şu; Şişli'deki otelin orada birkaç doktor gözaltına alınıyor. Dedirtecekler ki "hain polis yardımsever doktoru gözaltına alıyor". Her zamanki demagoji. Twitter'da da görmüştüm, "tanımadığınız kişilerden su almayın polis bayıltıp fişliyor." şeklinde dandik birtakım masallar da uydurmuşlar. asıl komik olan insanların buna bir de inanıp RT etmeleri.

Sonra fotoğraftaki sahte doktor olan şahıs şarkıcı Ali Eren çıkıyor. Bu da haberin devamı:

"Şişli Ramada Otel civarında üzerlerinde doktor kıyafetleri ile gözaltına alınan kişilerin Emniyette sorguları devam ediyor. A.R.K. (38), Y.E (22) ve F.T (21) üzerlerinde doktor elbiseleri ile göstericilerin arasına karışmak isterken, polis tarafından şüphelenilerek gözaltına alınmıştı. Bu A.R.K'nin 7 adet hırsızlık, 1 adet tehdit, 1 adet yaralama suçlarından kaydının bulunduğu ve devam eden davalarının olduğu belirlendi. Henüz 22 yaşında olan Y.E ise beden ve ruh sağlığı bakımından kendini savunamayacak bir kişiyi öldürmekten yargılandığı, cezaevindeyken 6 kez firara teşebbüs ettiği 2 tehdit kaydının bulunduğu öğrenildi. Y.E'nin ayrıca asker firarisi olduğu da ortaya çıktı. 21 yaşındaki F.T'nin ise terör örgütüne üyelik, terör örgütü propagandası yapmak, suç eşyasını satın almak, tehdit, örgüte yardım, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek suçlarından soruşturma geçirdiği ve tutuklu yargılaması devam ettiği dönemde Amasya-Van-Hakkari cezaevlerinde yattığı tespit edildi."

Bu da başka bir haberden:
"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı eylemlerine ilişkin önemli tespitlerde bulundu.

Başkent'te 23 göstericinin tutuklandığı soruşturmaya ilişkin hazırlanan fezlekede DHKP-C ve MLKP'nin de aralarında bulunduğu sol terör örgütlerinin faaliyetlerine dikkat çekilerek şu ifadeler kullanıldı: "Eylemleri fırsat bilen 10 terör örgütünün gösterilere katıldığı ve eylemleri bir kalkışma haline getirerek etkin oldukları gözlemlenmiştir. Eylemleri kontrol altına alarak kendi amaç ve ideolojisine kanalize eden terör örgütleri, şiddet eylemleri ile tehdit unsuru haline gelmiştir."
DHKP-C ve MLKP gibi örgütlerin PKK bağlantısı olduğunu ve hepsinin aynı amacı gerçekleştirmeye çalıştığını anlatmaya gerek?

Hem zaten örgüt üyesi olmasına da gerek yok kimsenin. Kamu malına zarar veriyorsan teröristten ne farkın var? Yakıp yıkıyorsan teröristten ne farkın var? Onların da yaptığı halka zarar vermek değil mi?

Ağaçların kesilmesiyle siyasi görüşlerin ne alakası var acaba? Deniz Gezmiş de mi Gezi Parkı'nı çok severdi? Boyun eğme yazısının altında "şimdi anarşi zamanı" yazıyor. Evet sizin niyetiniz belli. Yine tekrar edeceğim ben burada sıradan vatandaştan bahsetmiyorum. Galeyana getirenlerden bahsediyorum. Küresel güçlerden bahsediyorum. Temiz niyetleri kötü amaçlara dönüştürenlerden bahsediyorum.

Başbakana küfretmek mi "haklı ağaç davası"? Ağaçları koruyun ben buna niye bir şey diyeyim? Ama sen gidiyorsun, kamu malına zarar veriyorsun üstünü boyayıp yazı yazıyorsun. Yazdığın da bir şey olsa. Melih Gökçek'e ya da başbakana küfretmek cahilliktir. Şahsen ben de onların partilerini ve izledikleri politikayı hiç mi hiç tasvip etmiyorum. Ak Parti'nin çizgisine karşıyım ama küfretmekle sonuca varılmaz. Bu taraflaştırmadır, kutuplaşmadır. Başbakanın politikasına karşı olmak onun şahsına küfretmeyi gerektirmez. Böyle bir bağdaştırma yok. Herkes kendi seviyesini belli eder.

Ayrıca sağcı - solcu meselelerinin olduğu ve yine gençlerin sokağa dökülüp spreyle duvarlara veya buldukları nesnelere birtakım görüşlerini yazdıkları 80'li yılların aynı tiyatrosunun bugün de oynandığını görebiliyor musunuz? Yine aynı hataya düşürüyorlar bizi. Bu gaza tekrar geliyoruz. Tarihi tekerrür edecek kadar düşüncesiziz.

Yine her yerde anarşi işaretleri. Çarşı grubuna atfedilerek yapıldığı sanılıyor. Çarşı her şeye karşıysa vandalizme de karşı olsun bir zahmet. Bu arada sol üstteki vamos yazısına da koptum. Sanki İspanya'da yaşıyoruz. Hayır yani eğer Ntv'nin aracına onlara ders olsun diye zarar verecek çılgın bir gençsen tamam bir şey demiyorum. Onlar bunu hak ediyor ama bir tane arabayı bu hale çevirmekle de orada ismi geçen şahsa hiçbir zarar getiremezsin ki. Büyük düşünemiyoruz işte birkaç çocuk oyuncağıyla bizi oyalıyorlar.

Bakın bu da ülkemden vandalizm manzaraları:



Attıkları molotof sonucu yanan toma. Molotof sonucu yanmadı diyen varsa da videonun sonuna dikkat etmeli. Diğer toma yanan tomayı söndürmeye çalışırken sağ taraftaki vandallar su sıkan tomaya bir şeyler fırlatıyorlar. Tomayı söndüren tomaya niye bir şey fırlatırsın? Savaşta bile bir süreliğine ölüleri toplamak için iki taraf da durur. Bu vandallarda ise durmak yok yola devam.

Bazı rivayetlere göre de polis tomayı kendi yakmış. Cool story bro.
Söndüren tomayı kim yakıyor peki? 1:30'a dikkat.

Yanan bir araç. Aaa, hiç önemli değil. Alıştık bu manzaralara n'olacak.

Yine aynı küfürler, bir komiklikler falan. Elde edilen nedir peki? Artık gaz sıkmıyorlar mı? Park kurtarıldı mı? Halk hak ettiği karşılığı aldı mı? Fakirlerin yüzü güldü mü? İşte bunlar cevapsız sorulardır.
 
 Vandallar her yerde.

Ne zulümü gördüysen anlat. Bir günde verilen 32 şehit? Batman'da öldürülen 8 aylık hamile kadın ve kızı? Kime neyi anlatıyorsam...

Yukarıda Ankara başsavcılığıyla ilgili verdiğim haberi hatırlayın. MLKP koyduk mu? diye soruyor. Şimdi anladınız mı acaba? Gezi Parkı olaylarının iç yüzü işte tam bu araçta yatıyor. Bu kanıt yetmez mi?


Bu yazı her şeyi anlatıyor. Halk içindi ya her şey, hangi halk anladınız mı? Pkk ve Kck'nın halkı kimdir? Ben pkklı değilim şu halde halktan değilim sanırım. Üstte de Kürtçe "direnmek yaşamaktır" yazıyor. Demek ki kimler direniyormuş? Pkkli Kürtler direniyormuş, ağaç nöbetçileri değil.


"Pkk - Kck" ve yine koyduk mu yazısı. Hep de örgüt ismine tesadüf koyduk mu yazısı. Kaosla bize getirdikleri zarardan bahsediyorlar.

Tüm bu vandalizmden, vatan bütünlüğünü gözeten Kürtleri tenzih ederim. Kürt olmak başka pkklı olmak başka.

Ben tüm bu saydığım vandalizmi sıradan halkın yaptığına inanmıyorum. Tüm bu örgütlerin bilinçli olarak gezi parkı nöbetini kendi direnişlerine çevirdiklerini gösteriyorum. Sonra çıkıp da "siz DHKP-C'yi niye bu kadar büyütüyorsunuz? Ne yapabilirler ki?" diyenin de aklına şaşarım. Bir avuç pkklı neydi ki Türkiye şimdi onlarla masaya oturuyor? Hem zaten bu örgütlerin hepsi Kck'da birleşir, Kck'nın uzantıları işte. Çoğu insan bunu bilmez.

Sürekli olarak gezi'ye erzak geliyor. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Sürekli bir canlılık kazandırmak için halkı meydanlarda tutmaya çalışıyorlar.

Tabii direniş cephelerinden birisi olan Redhack de bu canlılığı sürekli tazelemek adına ne yapılması gerektiğini biliyor. Hani ilk başta çadırlarında ve çimlerde kitap okuyacak kadar masumdu bu insanlar? İşte o masum kısım gerçek halk, ki Redhack onlara "dümbük" diye hitap etmeyi tercih ediyor.

Direniş ruhunu bilenlerin ise devrimcilerin olduğunu söylüyor. Devrimciler ise DHKP-C, MLKP vs. gibi örgütler oluyor. Yani yasadışı terör örgütleri. Şimdi bir yerlere vardık sanırım.

Twitter'da #flamasızgezi olarak başlatılan kampanyaya da birçok kişi tepkili. Gezi, apolitize edilmemeliymiş. Ağaçları siyasi propagandayla mı kurtaracaksınız?
Kısacası Gezi Parkı direnişinin asıl amacı ne parkı korumak ne de Ak Partiyi devirmek. Onların amacı kaos oluşturmak. Böylece AKP hedef olarak gösterilip faşist ilan edilecek, halk da bu "baskıcı yönetimi"(!) yıkmaya çalışacaktı. Bu sırada da art niyet sahipleri emellerini gerçekleştirmek için fırsat bulacaklardı.

Bu hareketin tam da pkk'yla masaya oturulduğu bir dönemde çıkması biraz fazla tesadüf değil mi? Kaostan yararlanıp Kürdistan'ı kurmak isteyenler yok mu sanıyorsunuz? Pkk sadece Kürtlerin hareketi değildir. Zaten sadece Kürtlerin olsaydı bu aşamaya gelinebilir miydi? Oturduğun bölgede ayaklanma başlat bakalım nasıl başlatıyorsun? Silah desteğini ve ekonomik destekleri nereden alıyorsun?

Pkk, başlıbaşına bir siyonist harekettir. Bunu bilmeyen ise ne yerel ne de küresel siyaset hakkında konuşmasın. Çünkü asıl düşmanı bilmezsen kuklalarıyla oyalanırsın.
Mesela üstteki resmi yapan kişi Erdoğan'a sultan göndermesi yaparak onun faşist bir yönetici olduğunu iddia ediyor. Erdoğan'ın politikasına karşı olsam da Erdoğan'ın faşist olmadığını kanıtlarım. Son zamanlarda hazırlanan ortam, bak özellikle "hazırlanan" ortam sayesinde Erdoğan faşist olarak hedef gösteriliyor. Ama kendisi aksine fazla müsamahakar ve tavizci bir politika izlemiştir.

Türk bayrağının hilal'ini vampir dişi gibi göstermeleri ne demektir biliyor musun? Bunu anlayabiliyor musun? O bayrak faşizme karşı olanların da bayrağı değil mi? Neden vampir dişi oluyor o zaman? Demek burada bir İslam düşmanı var. Burada bir Türkiye düşmanı var.

 Erdoğan faşist değildir, en azından dindar bir diktası yoktur.
- Domuz etini kasaplık et statüsüne sokan,
- Zinayı suç olmaktan çıkartan,
- AB Uyum Yasaları için İmar Kanununda "cami" ifadesi çıkartarak yerine "ibadethane" ifadesi yazan,
- İsrail ile ilişkiler bozulmasın diye okullara "boykot etmeyin" talimatı veren bir partiden bahsediyoruz.

Bunların hangisi dine uygun ki? Türkiye'de ılımlı islam istediler ve bunu da akp hukümetiyle uyguladılar.


Oyunların hangi birini size anlatayım kardeşlerim?

Yine islamofobik bir söylem daha. Benim cumhuriyete bir karşıtlığım yok, peki senin dinle ne zorun var? İmamın bu işle ne alakası var?

Bu zihniyete bu fotoğraf yeter. Daha fazla bir şey söylemeye de gerek yok. Kendisini entellektüel karşısındakini de avam gören sözum ona insanlar aramızda yaşadıkları sürece bizden bir baltaya sap olmaz. Ayrım yapmadan cumhuriyetine sahip çıkamadıktan sonra imama laf atmanın anlamı yok. Zaten farklarımızdan ötürü bizi koparmaya çalışmıyorlarmış gibi bir de sen destek ver bu kaos efendilerine. Sonra kendini entellektüel zannet. Kendini özgür zanneden esirden daha esir kimse yoktur. Ve ne gariptir ki bu sözü herkes onaylar ama kimse üzerine alınmaz.

Gezi Parkı tezgahı hazırlanalı çok oldu. Bak sana bir video izleteceğim. Sıkıldığın yerde kapatabilirsin.


Saydım tam 3 kere "kimin aklına gelirdi ki" dedi. Ahaha, masum insan portresi. Yalnız oyunculara güvenmek de sakat iş. Rol kesmediğini nereden bileceksin? Ki bu video bence bununla dolu. Ve de Levent Üzümcü'nün halihazırda oynadığı Harem dizisinde de süreçle ilgili senaryo işlenmiş. Akil Adamlar bile geçiyor. Ne var, komedi dizisi ne olmuş?

Bu videonun yüklendiği tarih ise Mart ayı, yani olaylardan 3 ay önce. Ne demiştim, hazırlanan süreç.

Gelgelelim.

Gezi parkının pkk'ya dayanan yönü. Kimin provokatör ve vandal olduğunu anlamadan meşru hukümete faşist diyenler olarak hakkımızı hiçbir zaman alamayız. BDP'li milletvekili Sırrı Süreyya Önder. O da eylemlere katılmış. Önderi de Apo'dur, farkındasınız.

Apolitize edilmemesi gerektiği düşünülen bir eyleme katılıyor. Herkes devrimci ne hoş. Peki neyi deviriyoruz? Meşru hukümeti. Ha yani oylarla başa getirdiğiniz hukümeti mi? 3 tur bindirerek iktidarı tatmış hukümeti mi? Peki ne oldu, 3 sefer damgayı ampule basarken büyü altında mıydın? Özgür iradenle vermedin mi oyunu? 10 yıl sonra ne oldu da uyandın(!)?

Birileri akp'ye oy vermeni istedi, verdin. Şimdi onu kötülemeni istiyor, kötülüyorsun. Üzgünüm ama bu böyle.

Yazının başında olaylarda aldığı rolle bahsettiğim Okan Bayülgen, Sırrı Süreyya ile fotoğraf çektiriyor. Ellerde sigaralar, keyifler tavan. Ne güzel bir araya da gelmişken de bu güzel anı fotoğrafla ölümsüzleştirmek lazım. Çünkü bu çok temiz bir eylem. Adam taa ülkenin doğu yakasından gelmiş ağaçları korumak için. Onca derdini bir kenara bırakmış.


Bu fotoğrafa gelen tepkiler üzerine Okan Bayülgen:


Üst düzey pkk'lılarla bağı olduğu aşikar olan bir kişiyle arkadaşsın, ilginç. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Kurduğu cümlelerdeki garip uyumsuzluktan bahsetmeyeceğim bile.

Ortada pkk lideri Murat Karayılan ve yanında Sırrı Süreyya. Çok mutlu anlarından bir kare.

Haa bu arada ne oldu biliyor musunuz? Türkiye bu olaylarla meşgulken Türk Petrol Kanunu tasarısı meclisten geçti. Özelliştirme (ki buna düpedüz peşkeş denir) aldı başını gidiyor, geçmiş olsun.

Detaylı habere buradan ulaşabilirsin, ben ilgi çeken bazı maddeleri yazayım.

  • Yabancı şirketler petrol arayabilecek.
  • Türkiye, 18 petrol bölgesi yerine kara ve deniz diye iki bölgeden oluşacak.
  • Ruhsat süresi dolan petrol sahaları yabancı şirketlere geçebilecek.
  • Vergilerden muaf tutulacak.
  • Arama ruhsatı süresi 5-8 yıl olarak arttırılacak.
  • Ormanlarda ve askeri bölgelerde de arama yapılabilecek.
  • Vatandaşın arazisine el konulabilecek.
  • Çıkarılan petrolün sadece 8'de 1'i devlete verilecek.


Son olarak da herkese evrensel bir mesajım olacaktı. Onu da böylece vereyim.

 "...bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın." (maide/8)