ne diye başlasam acaba bu yazıya bilmiyorum. nasıl geliyorsa öyle yazacağım galiba.
şu anda saat gecenin iki buçuğu. dışarıda hafiften yağmur sesleri var, kafamı dünyadaki en sevdiğim yoldaşım olan yastığıma koymak için sabırsızlanıyorum. şimdi diyeceksiniz ki kaç aydır biz bekliyoruz da sen durum raporu mu yazıyorsun buraya. sadece kendimi biraz rahatlatmak istedim. öldüğümü ya da kibirli olduğumu sananlar var da.
yaa aslında ben bir şey demiyorum. internet böyle bir şey. kimin ne mal olduğunu anlayamayabiliyorsun. öyle olmasına öyle de ben yanlış adamım, onu bilin.
yorumlarınıza cevap veriyorum. ama iki tür soruya cevap vermiyorum onu da nedeniyle beraber söyleyeyim ki hep birlikte kurtulalım.
1- "lena şuna analiz yapsana."
bu sorulara cevap vermiyorum ama hepsini kaydediyorum ve zamanla yapmayı tasarlıyorum. biriktiriyorum yani.
2- "yeni yazı ne zaman?"
yeni yazı şu zaman diye bir tarih versem ve o tarihte yazamasam sizce daha mı iyi olur?
işte bunları söylemek istedim. ayrıca da dini ibare kullanmazsanız ya da beni övmezseniz sorularınıza cevap vermediğimi söyleyenler olmuş. böyle birisi olduğumu düşünmeniz saçma. eğer içinde islami şeyler olmayan şeylere tenezzül etmeseydim böyle satanik yazılar yazamazdım. yine de ben bir şey demiyorum. yanlış anlayabiliriz birbirimizi, bunlar futbolda olan şeyler.
bakın bu hafta bitsin klavyemle tekrar bir bütün olacağım zaten. tarih mi istiyorsunuz alın size tarih. şu an 19'a girdiğimize göre yazı haziranda gelmeye müsait. ayrıca taksim olayları ile ilgili de yazı yazıyorum. ona da başladım.
bir de unutmadan şeyi söyleyeceğim, başka bloglara bakın bir. yazarlar soruların %10'una cevap veriyor. ki normalde bir yazar yorumlara cevap vermek zorunda değildir ki. havalandığımı da sanmayın. insanlara tek tek cevap vermek çok zor bir şey. birçok yerden sorular. üstelik benim sadece gönderilerimden sorumlu olmam gerekir. anlık cevaplar işi kompleks bir duruma götürüyor. kitap bastırsam daha kolay olurdu.
bir de diyorlar lena sen akıllı kızdın yapmazdın böyle şeyler. küçükken de şey derlerdi: çok yaramazlık yapmayın, siz akıllı çocuklarsınız yapmazsınız. onun gibi bir şey herhalde.
nasılsa her halükarda yanlış anlaşılacağım, bari aklımdakileri söyleyeyim de öyle yanlış anlaşılayım.
yağmur da hemen bitti, şimdi en sevdiğim hava durumuyla uyuyamayacağım. zaten uyuyamayacağım, neyse. iyi geceler.
Fakat sen hayrete düştün; onlar ise eğleniyorlar. (Saffat / 12)
İster mermi olsun, ister oy pusulası insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.
~Malcolm X.
Çarşamba, Haziran 19, 2013
Salı, Mayıs 14, 2013
Duyuru
Merak edenler olmuş. Şu an yazdığım yazı akıl kontrolünün en önemli yazısı olacak. Uzun zaten, parça parça yayınlayacağım. Tez yazısı gibi bir şey, kolay değil yazması yani.
Dediğim gibi taslağa devam ediyorum, ben buralardayım. Twitter'dan daha kolay ulaşabilirsiniz.
Dediğim gibi taslağa devam ediyorum, ben buralardayım. Twitter'dan daha kolay ulaşabilirsiniz.
Salı, Mart 05, 2013
Köle Hayatı
+13 bir yazıdır.
Yani akıl kontrolü uygulayan program Mk ya da Monarşi olarak adlandırılabilir.
Programın terimlerine genel olarak bakalım.
Köle (Kurban)
Akıl kontrolü uygulanan kişi. Genellikle medya/eğlence sektörü, pornografi, fahişelik ve gizli operasyonlar için kullanılırlar.
Programcı (Handler)
Programı uygulayan kişi. Genellikle kölenin yakın çevresinden olur, annesi, babası, sevgilisi ya da eşidir. Ve eğer son iki seçenek ise gerçekten onu sevdiği için değil, programı uygulamak için onunla birliktedir. Programcı çoğu kölede bir kişidir ama 3 veya daha fazla da olabilir. Bu daha göz önünde olan köleler (örn. ünlüler) için geçerlidir.
Tetikler
Programı uygulamak için masonluktaki gibi yine simgelere mana yüklemek vardır. Tetik olarak nesneler ve kavramlar, komutlar kullanılır. Bunlara örnek olarak; fiyonk, ayna, çiçek, sonsuzluk döngüleri vs. denilebilir. Bu olaya dahil olmayan kişiler için sıradan nesneler olsa da, köleleri programa sokmak ya da yönlendirmek için bu tetiklerin büyük anlamları vardır.
---
KİMLER KÖLE OLUR?
Programın başında köleliğe yatkın olan kişi seçilir. Bu yatkınlık bir kişide nasıl olur? Kişi, Satanik kan bağından geliyor olabilir, zayıf bir kişiliği olabilir, psikolojik sorunları olabilir, dissosiyatif yatkınlığı olabilir. Ama bunların dışında herhangi sağlam bir birey de seçilip köle yapılabilir.
Satanik kan bağından kasıt, satanist ailelerinden soyundan gelen evlatların da aileleri gibi köle olmaları, programa tabi tutulmaları.
---
KÖLENİN YAŞADIKLARI
Cathy O’Brien, bir köleydi. "TranceFormation of America" adlı kitapta yaşadıklarını anlatmış. Kitaptan bazı kesitler:
“MK – ULTRA projesi psikolojik travmayı ve çeşitli teknikleri kullanan bir akıl kontrolü projesiydi. Akıl kontrolü altında, kendi özgür irademi, düşüncelerimi denetleme yeteneğimi kaybettim. Ne soru sormayı, ne çıkarım yapmayı, ne de bilinçli olarak kavramayı becerebiliyordum; sadece bana söylenilenleri yapıyordum."
Öncelikle Cathy O'brien kimsenin tanımadığı birisi. Değil Türkiye'de, Amerika'da sokağa çıkıp Cathy O'brien kim diye sorsan hiç kimse tanımaz. Yani bu demek oluyor ki köle olmak için Rihanna kadar ünlü olmaya gerek yok, sıradan bir kişi de köle olabilir.
Akli dengelerini sıfıra çekiyor ve sonra bir bilgisayar gibi sana şu dosyayı aç diye komut veriyor. Mesela ünlüler üzerinden örnek vereyim, sana "gülümseme.dll" yüklüyor sen de katıldığın röportajda gülücükler dağıtıyorsun. Çıkmadan önce sana "söyleyeceklerin.rar" dosyasını yüklüyor, sen de aynen onun dediklerini söylüyorsun bir bilgisayar ya da robot gibi. Cathy'nin de dediği gibi sadece "söylenilenleri yapıyor".
"Katılmak zorunda kaldığım pornografi, daha fazla şiddetlenerek, sado-mazoşizmin işkencelerine (S&M) dönüşmüştü. Fiziksel ve/veya psikolojik travmalar; uyku, yemek ve su mahrumiyeti; yüksek voltajlı elektrik şoku; ve belirli hafıza bölümlerinin/kişiliklerinin hipnotik ve /veya diğer yöntemlerle programlanması bu projede uygulandı. Projede pek çok halüsinojen ve uyarıcı madde üzerimde denendi."
Tüm köleler cinsel istismara uğrar, hem de nasıl. Cathy'nin de dediği gibi sado-mazoşizme dönüşür. Bilmeyenler için özet geçeyim; sadizm, başkasına işkence etmekten hoşlanmaktır. Mazoşizm ise işkence çekmekten hoşlanmaktır. Yani bu ikisi bir araya gelince nasıl hasta ruhlu bir olay oluyor artık tahmin edin. Hatta snuff filmler de çekilir, sonunda cinayet gerçekleşen porno yani.
Fiziksel olarak işkence çekiyorlar, dayak vurmak ilk akla gelen ama ütü basmak gibi daha değişik işkenceler de mevcut. Örnekleri çoğaltmayacağım, zaten midem bulandı yazıyı yazmak bile bir o kadar iğrenç.
Halüsinojen/uyarıcı maddeler ise Rihanna yazımda bahsettiğim marijuana'dan başlar, lsd, kodein, morfin, eroin, kokain, metamfetamin, haşhaş diye uzar gider. Yani Cathy'nin üstü kapalı söylediği şey büyük bir uyuşturucu piyasasının dönmekte olduğu.
"Seks tacirim bütün programlama sürecimi izliyor, kırbacı ve çakısıyla sürekli bana işkence yapıyordu. ‘Eğer birisine gidip, olanları anlatsan bile, hiç kimse senin gibi birisiyle işim olacağını düşünmez, bu yüzden kaçacak hiçbir yerin yok’ diyordu. Beni sık sık ‘atılabilir’ olmamla tehdit ediyordu, çünkü ne de olsa, ‘ilk başkan modeli olan Marilyn Monroe bütün insanların gözü önünde öldürülmüş ve hiç kimse ne olduğunu anlamamıştı.’"
Seks taciri dediği kişi programcısı. Hani merak edilen bir soru var; işkence ve akıl kontrolü tek seferde mi yapılıyor yoksa devamlı mı? İşte cevabı vermiş Cathy, "sürekli bana işkence yapıyordu" demiş.
Onu atmakla tehdit etmiş. Yine buradan anlıyoruz ki bu işten çıkmanın tek yolu ölüm. Çünkü atılmasıyla Marilyn Monroe'nun ölümünü bağdaştırmış. Yani Eminem gibi bazı kişilerin illuminati'den çıktığını söyleyenlere karşılık, bu işten çıkışın tek yolunun kefen olduğunu tekrar görmüş oluyoruz.
Ayrıca eğer bunlardan bahsederse kimse ona inanmaz, ki zaten hiçbir köle de hiçbir şey söylemez. O kadar susturulma programından sonra istersen söyle. Son olarak da Marilyn Monroe'nun da bir köle olduğunu açıkça söylemiş. Orijinal BETA kölesi Marilyn aynı zamanda orijinal başkan modeli. Başkan modeli demek, Amerika'nın Başkan'ı için yetiştirilen cinsel köle demek. Hatta J.F. Kennedy ile Marilyn Monroe'nun cinsel ilişkiye girdiklerine dair ses kayıtları var. Görüntüleri de kesin vardır ama o kadarını sızdırmazlar.
"Birçok ünlü politikacıya, ajana ve daha birçok kişiye fahişelik yapmaya zorlandım. Onlara daha iyi hizmet verebilmek için birçok seks filmi çekildi. Ayrıca uyuşturucu kuryeliğinde beni kullandılar. Kendim de uyuşturucu kullanmak zorunda kaldım. Satanist ritüellere katılmak zorunda kaldım. Bohem Kulübü’nde üçgen şeklinde bir cam fanusa, içlerinde yılanların da olduğu eğitilmiş hayvanlarla birlikte defalarca kapatılmıştım."
Cathy'nin kendisi de politikacılarla ilişkiye girmiş. Yani elit olarak adlandırılan kesim için birçok fahişe temin ediyorlar. Bu fahişeleri kontrol altında tutmak ve daha iyi hizmet etmelerini sağlamak için de akıl kontrolü kullanıyorlar.
Ve bence en önemli noktalardan biri de şu; satanist ritüellere katıldığını söylüyor. Bohem Kulübü dediği, Bohemian Club adlı masonik örgüttür. Yani hem akıl kontrolü kölesi hem de mason yapıyorlar seçilen köleyi. Bu nedenle akıl kontrolü ile masonluk birbirine çok bağlantılı iki kavram. Bunu masonlar bile bilmez, çok az bir kısmı bilir.
Evet, bu yazı da burada biter. Her zaman söylediğim gibi buradakileri hikaye olarak değil de öğüt almak amaçlı okuyun. Ders çıkarın. Bu temel bilgileri öğrenmekle tv'de gördüğünüz birçok oyunu çözebilirsiniz. Ancak fanatiklik ve hayranlığın sınırlarını zorlamayan kişilerdenseniz.
Çarşamba, Şubat 13, 2013
Nazi ve Monarşi
Düşünün ki tüm halkın kontrolü sizin elinizde olacak, onları
istediğiniz şekilde yönlendirebileceksiniz. Öyle ki sistematik olarak
akıl kontrolüne tabi tutulanlar ise tamamen elinizde bir kukla olacak.
Ahlaki ve insani hiçbir değer taşımaksızın istediğinizi sorgulamadan
yapacak. İşte tüm bunlar akıl kontrolü ile mümkündür.
Akıl kontrolünü uygulamak için geliştirilen programlar vardır. Nerede ve nasıl'a birazdan geleceğiz ama öncelikle temel bir açıklama yapmak istiyorum.
Programların genel ismine Monarşi ya da Mk Programı denebilir. Mk'nın açılımı Mind Kontrolle'dir, Türkçesi "akıl kontrolü"dür. Mk'ya etimolojik olarak bakmak bile kökenin Almanya olduğunu anlamaya yeterlidir.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi Almanya'sında herkesin bildiği deyimle Yahudi Soykırımı oldu. Aslında bu halka ya da dünyaya gösterilen kısımdı. Almanya'da bu dönemde yani 1945 ve sonrasında akıl kontrolünde büyük bir ilerleme kaydedildi. Toplama kamplarına toplanılan insanlar aslında öldürülmek için toplanılan Yahudiler değil, akıl kontrolünde ilerlemek için kullanılan deneklerdi. Peki neden bunlar Yahudiler üzerinde denendi?
Öncelikle Hitler'in Alman ırkçısı olduğu ve Yahudilerden nefret ettiği yalanlarını unutun. Adolf Hitler, bir yahudidir zaten. Annesi Selanik göçmeni'dir, Selanik de tabiri caizse Yahudi yuvasıdır. Ayrıca Almanya'da büyük bir Yahudi nüfusu vardır ve o Yahudilere Aşkenaz Yahudisi denir. Aşkenazi ve Nazi terimlerinin birbirine bu denli benzemesi de gariptir doğrusu. Hem Yahudi olmayan birini bir ülkenin başına lider yapmazlar. Tabii haberi olmayan halk bunu nereden bilecek? Ama bilmek zorundayız, bakın bilmemek bize nelere patlıyor.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da yapılan Yahudi Soykırımı denilen şey aslında bir akıl kontrolü çalışmasıdır. Nazi Almanya'sı parapsikoloji, nöropsikoloji ve kuşaktan kuşağa Satanizm ile davranış bilimleri araştırması yaptılar.
Bu insanlar akıl kontrolünde yani davranış bilimlerinde ilerlemek istediler. Bu nedenle kullanacakları insan denekler lazımdı, Yahudiler ise biçilmiş kaftan. Neredeyse hepsi öldü ve krematoryumlarda cesetleri yakıldı.
Bundan da öte, asıl neden olarak Yahudilere bir koz verilmeliydi. Hitler bir Yahudiydi ve bu role layık yetişmişti. Siyonistler bu konuma gelmesi gerektiğine karar verdiler. Hitler, Siyonizm'in desteğiyle Almanya'da bir imparatorluk kurdu ve devrim yaptı. Bu devrimin muhteviyatı dışarıdan Yahudi öldürmek olarak görünecekti. Ancak içeride Yahudilere verilen kozun teminatı ve akıl kontrolüne denek sağlamak olacaktı. Öyle de oldu.
Birincisi ile şimdiki Yahudiler siz bizi öldürdünüz diye Vaadedilmiş Topraklar üzerinde hak talebinde bulunabilecekler. İkincisiyle de Yahudilerin bu isteğine karşı çıkmayacak bir köle ve koyun sürüsü oluşturulacaktı. İkisi de gerçekleşti.
Görüyorsunuz ki bu insanlar kendi üstün gördükleri milletlerinin mensuplarını bile göz kırpmadan kurban verebiliyorlar amaçları uğruna. Yahudi Soykırımı yani Holokost kelimesinin kökeniyle ilgili bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Holokost sözcüğü, aslen Yahudi dini törenlerinde altarda yakılarak tanrıya sunulan bir sununun adıdır. Yani bu insanları gerçekten de amaçları uğruna kurban ettiklerini katliamın ismine kendi tanrılarına verdikleri kurbanın adını koyuyorlar.
Bu Bölümde Ne Anladık?
-Akıl kontrolü sistematik olarak Nazi Almanyası'nda geliştirilmiştir.
-Siyonistler, Nazi'nin başına Adolf Hitler'i bilinçli olarak getirmişlerdir.
-Holokost yani Yahudi katliamında öldürülen kişiler aslında akıl kontrolü denekleriydi.
-Holokosta kendi ırkdaşlarını kurban etmeleri ise sonradan alacakları menfaat için bir piyondu.
-Sağlanacak menfaat ise Vaadedilmiş Topraklardı, her zaman olduğu gibi.
-Böylece Yahudiler şunu söyleyebilecekti "Siz bizden nefret ettiniz, masumları öldürdünüz, şimdi sizden nefret etmekte haksız mıyız?"
-Ki Kudüs'ü ele geçirmeseler bile Kudüs dışındaki her yerin akli dengesini ele geçirdiler.
Akıl kontrolünü uygulamak için geliştirilen programlar vardır. Nerede ve nasıl'a birazdan geleceğiz ama öncelikle temel bir açıklama yapmak istiyorum.
Programların genel ismine Monarşi ya da Mk Programı denebilir. Mk'nın açılımı Mind Kontrolle'dir, Türkçesi "akıl kontrolü"dür. Mk'ya etimolojik olarak bakmak bile kökenin Almanya olduğunu anlamaya yeterlidir.
Nerede? Ne Zaman?
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi Almanya'sında herkesin bildiği deyimle Yahudi Soykırımı oldu. Aslında bu halka ya da dünyaya gösterilen kısımdı. Almanya'da bu dönemde yani 1945 ve sonrasında akıl kontrolünde büyük bir ilerleme kaydedildi. Toplama kamplarına toplanılan insanlar aslında öldürülmek için toplanılan Yahudiler değil, akıl kontrolünde ilerlemek için kullanılan deneklerdi. Peki neden bunlar Yahudiler üzerinde denendi?
Öncelikle Hitler'in Alman ırkçısı olduğu ve Yahudilerden nefret ettiği yalanlarını unutun. Adolf Hitler, bir yahudidir zaten. Annesi Selanik göçmeni'dir, Selanik de tabiri caizse Yahudi yuvasıdır. Ayrıca Almanya'da büyük bir Yahudi nüfusu vardır ve o Yahudilere Aşkenaz Yahudisi denir. Aşkenazi ve Nazi terimlerinin birbirine bu denli benzemesi de gariptir doğrusu. Hem Yahudi olmayan birini bir ülkenin başına lider yapmazlar. Tabii haberi olmayan halk bunu nereden bilecek? Ama bilmek zorundayız, bakın bilmemek bize nelere patlıyor.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da yapılan Yahudi Soykırımı denilen şey aslında bir akıl kontrolü çalışmasıdır. Nazi Almanya'sı parapsikoloji, nöropsikoloji ve kuşaktan kuşağa Satanizm ile davranış bilimleri araştırması yaptılar.
Bu insanlar akıl kontrolünde yani davranış bilimlerinde ilerlemek istediler. Bu nedenle kullanacakları insan denekler lazımdı, Yahudiler ise biçilmiş kaftan. Neredeyse hepsi öldü ve krematoryumlarda cesetleri yakıldı.
Bundan da öte, asıl neden olarak Yahudilere bir koz verilmeliydi. Hitler bir Yahudiydi ve bu role layık yetişmişti. Siyonistler bu konuma gelmesi gerektiğine karar verdiler. Hitler, Siyonizm'in desteğiyle Almanya'da bir imparatorluk kurdu ve devrim yaptı. Bu devrimin muhteviyatı dışarıdan Yahudi öldürmek olarak görünecekti. Ancak içeride Yahudilere verilen kozun teminatı ve akıl kontrolüne denek sağlamak olacaktı. Öyle de oldu.
Birincisi ile şimdiki Yahudiler siz bizi öldürdünüz diye Vaadedilmiş Topraklar üzerinde hak talebinde bulunabilecekler. İkincisiyle de Yahudilerin bu isteğine karşı çıkmayacak bir köle ve koyun sürüsü oluşturulacaktı. İkisi de gerçekleşti.
Görüyorsunuz ki bu insanlar kendi üstün gördükleri milletlerinin mensuplarını bile göz kırpmadan kurban verebiliyorlar amaçları uğruna. Yahudi Soykırımı yani Holokost kelimesinin kökeniyle ilgili bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Holokost sözcüğü, aslen Yahudi dini törenlerinde altarda yakılarak tanrıya sunulan bir sununun adıdır. Yani bu insanları gerçekten de amaçları uğruna kurban ettiklerini katliamın ismine kendi tanrılarına verdikleri kurbanın adını koyuyorlar.
Bu Bölümde Ne Anladık?
-Akıl kontrolü sistematik olarak Nazi Almanyası'nda geliştirilmiştir.
-Siyonistler, Nazi'nin başına Adolf Hitler'i bilinçli olarak getirmişlerdir.
-Holokost yani Yahudi katliamında öldürülen kişiler aslında akıl kontrolü denekleriydi.
-Holokosta kendi ırkdaşlarını kurban etmeleri ise sonradan alacakları menfaat için bir piyondu.
-Sağlanacak menfaat ise Vaadedilmiş Topraklardı, her zaman olduğu gibi.
-Böylece Yahudiler şunu söyleyebilecekti "Siz bizden nefret ettiniz, masumları öldürdünüz, şimdi sizden nefret etmekte haksız mıyız?"
-Ki Kudüs'ü ele geçirmeseler bile Kudüs dışındaki her yerin akli dengesini ele geçirdiler.
Akıl Kontrolü Nedir?
Yazdığım konuları ayrı başlıklarda ve bunları da kendi içinde bölüm bölüm almayı uygun gördüm.
Bu başlıkta akıl kontrolünü açıklayan bütün yazıları bulabileceksin. Yazdıkça buraya linkini ekleyeceğim.
Bölüm 1 - Nasıl Geliştirildi?
Nazi ve Monarşi
Bölüm 2 - Program Hakkında Bilgiler
Köle Hayatı
Bu başlıkta akıl kontrolünü açıklayan bütün yazıları bulabileceksin. Yazdıkça buraya linkini ekleyeceğim.
Bölüm 1 - Nasıl Geliştirildi?
Nazi ve Monarşi
Bölüm 2 - Program Hakkında Bilgiler
Köle Hayatı
Gönderen
lena gravel
49 yorum:
Etiketler:
Adolf Hitler,
akıl kontrolü,
ALFA,
Alice Harikalar Diyarında,
Almanya,
alter,
BETA,
cin,
DELTA,
elektroşok,
holokost,
illuminati,
mason,
Mk-Ultra,
Monarşi,
Oz Büyücüsü,
sex kitten,
siyonizm,
yahudi
Cumartesi, Şubat 09, 2013
Türkiye Savaşa Mı Sürükleniyor?
Merhabalar. Bir önceki sıkıcı yazımdan sonra sizlere çok önemli bulduğum bir konudan bahsedip farklı bahisler açmak istiyorum.
Biliyorsunuz ki sağ tarafta tavsiye ettiğim bir blog var. Blogun sahibi yeni bir video yayınladı ve videonun içeriği son zamanlarda benim ilgilendiğim bir konu. Patriot füzelerinin Türkiye'ye getirilmesiyle ilgili. Bu konudan medyada hiç bahsedilmiyor ve medya sadece bizi bir şeylerle meşgul edip gerçekleri gizlemesiyle ünlü. Rihanna'nın Elmasları yazımda da planlanan bir şey olduğundan bahsetmiştim. Türkiye'nin yakın geleceği neyi gösteriyor?
Şimdi, ben kalkıp da savaş çıktı deyip halkı galeyana getirmek istemem tabii ki. Ama planlanan bir şey var bunu da bilmiş olun. Videoyu buradan paylaşıyorum. Çünkü daha fazla alana yayabilmek istiyorum, bu konuda daha bilinçli bir halk istiyorum. Hep beraber işin özüne varmalıyız.
Ha, bir de siyasi olarak olaya bakmayın lüften. A partisi, B partisi fark etmez. Önemli olan Türkiye'nin istikbalidir. Bunu nasıl elde edebiliriz, ne yapabiliriz diye düşünmeliyiz. Ve önce kendimizden başlamalıyız.
Biliyorsunuz ki sağ tarafta tavsiye ettiğim bir blog var. Blogun sahibi yeni bir video yayınladı ve videonun içeriği son zamanlarda benim ilgilendiğim bir konu. Patriot füzelerinin Türkiye'ye getirilmesiyle ilgili. Bu konudan medyada hiç bahsedilmiyor ve medya sadece bizi bir şeylerle meşgul edip gerçekleri gizlemesiyle ünlü. Rihanna'nın Elmasları yazımda da planlanan bir şey olduğundan bahsetmiştim. Türkiye'nin yakın geleceği neyi gösteriyor?
Şimdi, ben kalkıp da savaş çıktı deyip halkı galeyana getirmek istemem tabii ki. Ama planlanan bir şey var bunu da bilmiş olun. Videoyu buradan paylaşıyorum. Çünkü daha fazla alana yayabilmek istiyorum, bu konuda daha bilinçli bir halk istiyorum. Hep beraber işin özüne varmalıyız.
Ha, bir de siyasi olarak olaya bakmayın lüften. A partisi, B partisi fark etmez. Önemli olan Türkiye'nin istikbalidir. Bunu nasıl elde edebiliriz, ne yapabiliriz diye düşünmeliyiz. Ve önce kendimizden başlamalıyız.
Salı, Şubat 05, 2013
Önemli Bir Duyuru
Hiçbir yazımda Atatürk'ten bahsetmedim. Sadece Beyonce ile ilgili bir yazımda "Atatürk mason mu?" diye soru geldi. Cevapsız bırakmaktan hoşlanmıyorum. İsteseydim görmezden gelirdim ama gelmedim. Herhalde siz bana destanlar yazın diye. Atatürk hakkında hiçbir yazım olmayacak. Atatürk iyi ya da kötü ne yaptıysa yaptı, ve vefat etti. Yani yıllar önce geçmişte kaldı. Bu sebeple ben şunu düşünüyorum. Bir insan daima ileriye dönük bakmalı. Madem Atatürk ileri görüşlüydü diyorsunuz işte size fırsat. Önünüze bakın ve ideallerinizi gerçekleştirin.
Benim soruya "Evet." diye verdiğim tek kelimelik cevap neden sizi bu kadar rahatsız etti anlamış değilim. Mason olmak şerefsiz olmak demek midir? O zaman zorla mason olanlar da şerefsiz mi olacak? Ben Atatürk'e hakaret etmedim zaten bir oyun ve baskı ortamı olarak hakaret etmek de yasak kanunen. Dediğim gibi geçmişte kalmış bir kişi, sadece mason olduğu için mason dedim bu kadar. Mason olsaydınız ya da masonlukla ilgili geniş, kapsamlı bilgi sahibi olsaydınız Atatürk'ün mason olduğunu anlardınız. Onun dışında sadece boş konuşmuş olursunuz vatan toprakları giderken.
Gençliğe hitabede Atatürk diyor ki vatanına sahip çık, müdafaa et. Bunu mu yapmış oluyorsunuz? Sadece Atatürk iyidir, yücedir, kutsaldır. Onun hakkında yorum yapan aşağılıktır, kafaları karıştırır, akıl kontrolcüsüdür diyorsunuz. Sadece gülünç duruma düşüyorsunuz farkında değilsiniz.
Atatürk'e bir kinim yok, kalpleri ancak Allah bilir. Eğer son nefesini Müslüman olarak verdiyse Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Ama değilse de bu onun seçimi deyip saygı duyacağım. Sizin anlamadığınız ise Atatürk'ün üzerinden oynanılan oyunlar. Nasıl Hasan Mezarcı, Atatürk'ü oyunlarınıza alet etmeyin dedikten sonra tutuklandı ve akıl kontrolüne maruz kaldı, çıkınca da aklı yıkandığı için ben mesihim dedi. İşte bu Atatürk'ün üzerinden rant sağlamaya çalışanlara dur diyen bir adama yapılandır. Bunları öncelikle anlayın.
Sonra da ben çok dindar oluyorum. Bunu diyene şöyle söylerim, niye sen dinsiz misin? Ben Müslümanım ve Müslümanca konuşuyorum. Neden rahatsız oluyorsunuz? Lady Gaga, Katoliğim deyince "ayyy çok tatlı anam benim, ne yüce, kutsal ve ulu bilgileri vardır şimdi!!!!" dersiniz. Ama Lena Allah'a ilerlemek isteyince "vay dinci" mi oluyor? Çabalayan insana laf eden işsizdir. Böyle düşünün bence.
Bu sadece Atatürk meselesi değil. Toplum sağcı-solcu diye bölündü. Şimdi de dinci-Kemalist diye bölünüyor. Ben taraf değilim. Dinci ya da Kemalist değilim. Ben insanım. Beni Yaratan bana böyle yaşamamın fıtratıma uygun olduğunu söyledi. Ben de yaşıyorum. Taraf tutmuyorum, taraf olana da diyecek tek sözüm öyle ya da böyle kullanıldığıdır. Yeterince bu saçmalıkla uğraştım. Başlığı da kilitleyeceğim, daha fazla görüşlerime yorum yapılmasını istemiyorum. Yapıcı eleştiri başımın tacıdır. Boş laf da boş kafanın ürünüdür. Herkese iyi günler.
Benim soruya "Evet." diye verdiğim tek kelimelik cevap neden sizi bu kadar rahatsız etti anlamış değilim. Mason olmak şerefsiz olmak demek midir? O zaman zorla mason olanlar da şerefsiz mi olacak? Ben Atatürk'e hakaret etmedim zaten bir oyun ve baskı ortamı olarak hakaret etmek de yasak kanunen. Dediğim gibi geçmişte kalmış bir kişi, sadece mason olduğu için mason dedim bu kadar. Mason olsaydınız ya da masonlukla ilgili geniş, kapsamlı bilgi sahibi olsaydınız Atatürk'ün mason olduğunu anlardınız. Onun dışında sadece boş konuşmuş olursunuz vatan toprakları giderken.
Gençliğe hitabede Atatürk diyor ki vatanına sahip çık, müdafaa et. Bunu mu yapmış oluyorsunuz? Sadece Atatürk iyidir, yücedir, kutsaldır. Onun hakkında yorum yapan aşağılıktır, kafaları karıştırır, akıl kontrolcüsüdür diyorsunuz. Sadece gülünç duruma düşüyorsunuz farkında değilsiniz.
Atatürk'e bir kinim yok, kalpleri ancak Allah bilir. Eğer son nefesini Müslüman olarak verdiyse Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Ama değilse de bu onun seçimi deyip saygı duyacağım. Sizin anlamadığınız ise Atatürk'ün üzerinden oynanılan oyunlar. Nasıl Hasan Mezarcı, Atatürk'ü oyunlarınıza alet etmeyin dedikten sonra tutuklandı ve akıl kontrolüne maruz kaldı, çıkınca da aklı yıkandığı için ben mesihim dedi. İşte bu Atatürk'ün üzerinden rant sağlamaya çalışanlara dur diyen bir adama yapılandır. Bunları öncelikle anlayın.
Sonra da ben çok dindar oluyorum. Bunu diyene şöyle söylerim, niye sen dinsiz misin? Ben Müslümanım ve Müslümanca konuşuyorum. Neden rahatsız oluyorsunuz? Lady Gaga, Katoliğim deyince "ayyy çok tatlı anam benim, ne yüce, kutsal ve ulu bilgileri vardır şimdi!!!!" dersiniz. Ama Lena Allah'a ilerlemek isteyince "vay dinci" mi oluyor? Çabalayan insana laf eden işsizdir. Böyle düşünün bence.
Bu sadece Atatürk meselesi değil. Toplum sağcı-solcu diye bölündü. Şimdi de dinci-Kemalist diye bölünüyor. Ben taraf değilim. Dinci ya da Kemalist değilim. Ben insanım. Beni Yaratan bana böyle yaşamamın fıtratıma uygun olduğunu söyledi. Ben de yaşıyorum. Taraf tutmuyorum, taraf olana da diyecek tek sözüm öyle ya da böyle kullanıldığıdır. Yeterince bu saçmalıkla uğraştım. Başlığı da kilitleyeceğim, daha fazla görüşlerime yorum yapılmasını istemiyorum. Yapıcı eleştiri başımın tacıdır. Boş laf da boş kafanın ürünüdür. Herkese iyi günler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



